Çarşamba, Kasım 08, 2006

Arkeolojik Yapıların Temel Araştırmalarında Jeofizik

*Bir ödevi daha bloga ekliyorum, gerektiğinde bulmak zor oluyor... Bu yazı ile burada kolay ulaşıma açtım :). Hayırlı ossun :)
Giriş:
Çalışmada, Arkeolojik yapının altında bulunan ve yaklaşık ölçüleri 0,70–1,0 m. olarak tahmin edilen sarnıçlar ve eski kanalizasyon türü yapıların araştırılması hedeflenmektedir. Bunun için örnek yapının fiziksel özelliklerinin ayrıntılı tanımlanması ile birlikte sağlıklı yorumlar yapılabilir. Fiziksel bilgilerin yetersizliği yorumların yetersizliğine yol açabilir. Bu nedenle öncelikle fiziksel tanımlamaların mühendislik çalışmasının amacına göre yetkin kişiler tarafından belirlenmesi ileri derecede gereklidir. Ancak eldeki bilgi ile yapılabilecek-uygulanabilecek çalışma ve yöntemler hakkında fikir beyan etmek mümkündür.

Çalışma Alanı Hakkında Değerlendirmeler:
Öncelikle Arkeolojik yapı’nın var olan özellikleri ve yapısal özellikleri hakkında bilgiler göz önünde bulundurulursa: yöntemler için yanıltıcı etki ve kaynakları belirtilip önlem alınabilir. Örneğin: yapının duvar ve tasıma sistemleri nedeniyle Gravite yöntemi için giderilebilir bozucu etkisi olabileceği gibi, tarihi yapı çevresindeki kültürel gürültü kaynaklarının etkisiyle sismik ya da yer elektrik yöntemler öngörülebilir veya giderilebilir etkiler altında kalabilir. Ayrıca yapı içerisinde bulunan metalik iskelet veya atıklar manyetik yöntem için bozucu etkiye yol açabilir. Son olarak yer radarı ile yeraltındaki su seviyesi veya kılcallık nedeniyle yanıltıcı veriler oluşabilir. Ortalama sıcaklığın yüksek olduğu bir mevsimde Y.A.S. buharlaşma-kılcallaşma etkisi kayaç yapısı ile ilişkili olarak yanıltıcı olabilir. Yine sıcaklıkla ilişkili olarak, göreceli olarak kurak bir mevsimde aranacak su kanallarının kuruması belirti eksikliğine neden olabilir.

Yöntemler Hakkında Genel Değerlendirmeler:
Jeofiziğin genel özellikleri üzerinden çalışma alanına bakıldığında: Arkeolojinin kazı sırasında hasar verebileceği, öngörülemeyen (tahmin edilemeyen) yapıların belirtilmesi ile birlikte, mevcut durumdaki gibi kazı yapılamayacak yerlerde kısa sürede ve göreceli olarak ucuz bir şekilde bilgi sağlanması jeofizik ile olasıdır(mümkündür). Ayrıca bir ileri araştırma durumu söz konusu olduğunda çalışma önceliklerinin belirlenmesinde inkâr edilemez derecede yararlıdır. Duruma bağlı olarak değişiklik gösterebilmesi ile birlikte, birkaç haftada yapılacak bir jeofizik araştırma sonrasında yapılacak harita ve kesitler ile yıllar sürebilecek bir arkeolojik araştırmanın çalışma yapısı hakkında sağlıklı planlama yapma olanağı tanır.
Bütün bunlardan ayrı olarak, mevcut tarihi yapının yerinin seçilmesini sağlayan çevresel ve yapısal etkiler daha önceki yaşayan topluluklar içinde geçerli olabileceğinden bu yapı altındaki daha eski yerleşim olasılıkları için işaret bilgi edinilebilir. Çalışmada amaç ile ilgili olarak yöntemler birer-birer değerlendirilirse sırasıyla; Gravite, Manyetik, Sismik, Radar, Elektromanyetik ve Elektrik yöntemler üzerine fikir belirtilebilir.

Gravite:
Gravite yöntemi, yer çekim ivmesinin konum ile değişimlerinin değerlendirilmesi esasına dayanır. Bu değişimler yeraltındaki kayaçların yoğunluğundan, dolayısıyla boşluklu, gözenekli veya çatlaklı yapısı hakkında bilgi verir. Dolayısıyla yeraltındaki bir tünel veya kanalizasyon belirlenmesinde başarılı olması mümkündür. Ancak yöntemin ilkelerinden dolayı yeraltındaki yapılardan etkilendiği kadar yer üstü yapılarından da etkilenmesi ile tarihi yapının fiziksel unsurlarından kaynaklanacak hataların (yanılgı kaynaklarının) kayıtlarda bulunacağı unutulmamalıdır. Benzer şekilde, yeraltı su seviyesinin değişimleri ve jeolojik özelliklerin değişimleri dikkate alınmalısı gereken unsurlardır. Çalışma alanının veri toplama ilkelerine uygun ayrıntılı bir haritası olmadan fikir üretmek doğru olmasa da, aranan yapı özellikleri doğrultusunda 0.5m. aralıklarla esas ve 5m. aralıklarla ölçü toplayarak çevredeki yapısal unsurların etkisinin ayıklanması amacıyla veri toplanabilir. Ancak Gravite yönteminin yavaş olduğu, veri-işlem aşamalarının çok ve dolayısıyla hataya açık olduğu ve deneyim gerektirdiği kesinlikle göz önünde bulundurulmalıdır.

Manyetik:
Manyetik yöntem esasları göz önüne alındığında manyetik alan ölçüldüğü ve bunların çevreden farklı olmasının nedenlerinin önemli olduğu unutulmamalıdır. Sıcaklık basınç yada taşıma sonucu çeşitli belirti-değişiklik kaynakları oluşabilir. Belirti niteliği yüksek, küçük yapılar(bozuk para metaller) veya belirti niteliği düşük, büyük yapılar(jeolojik yapı değişimleri vb.) manyetik yöntem için elverişli koşullardır. Mevcut yapı için, kanalizasyona karışmış ve çökelmiş metalik yığılmalar veya kanal dibi sıvı içeriği belirti olarak karşımıza çıkabilir. Ayrıca kanal örgüsü içeriğindeki pişirilmiş tuğlalar belirti kaynağı olarak önemli bir değere sahiptir. Aranacak yapı özelikleri yaklaşık 1m2 bir yüzey olduğundan yapının yeri ve konumu ölçülerde atlanmaması için 1m. veya daha küçük aralıklar tercih edilmelidir. Ayrıca bazı ölçümleri dikkatli bir şekilde bazı ölçümleri 1m.’den düşük ve yukarıda olarak iki farklı şekilde toplanıp yapıdan kaynaklanacak gürültü etkilerinden temizlenmesi düşünülebilir.

Sismik:

Sismik yöntemde farklı hızlara sahip ortamların ara yüzeylerinden gelen yansımalar toplanır ve yorumlanır. Yöntem çalışma amacı için değerlendirilirse, yerüstü yapılarından etkilenmemesi ile Gravite ve Manyetik yöntemlere göre büyük oranda kullanışlılık sağlar. Ancak çevresel gürültüler veya yeraltı yapısındaki tahmin edilemeyecek değişimler yanlış yorumlamalara yol açabilir. Aranan yapıdaki boşluk özelliği nedeniyle derine nüfuz edemeyen çok yüksek frekanslı kaynak aracılığıyla titreşim iletimlerinin düştüğü bölgeler belirlenebilir. Ayrıca elde edilecek hız ve zaman bilgileri ile aranan yapının ölçüleri hakkında güvenilir kesitler ve dolayısıyla boyut bilgisi üretilebilir. Ölçüm sırasında jeofon aralığı olarak 1’er metre veya daha küçük aralıklar seçilmesi ayrıntının eldesi ve yanılgının engellenmesi için tercih edilmesi yararlı bir etkendir.

Yer Radarı:

Yer-Radarı yöntemi incelendiğinde ise yöntemin çalışma konusunda üstünlüklerini fark etmek çok kolay olacaktır. Yer-radarı aynı yerde kabul edilebilecek alıcı verici dizilimi ile yere yayılan çok yüksek frekanslı E.M. dalgalarının yansıması ile yansıma yüzeylerinden bilgi toplanması ilkesine dayanır. Gerçekleşen yansımalar yer yapısındaki di-elektrik özelliklere-yani elektriksel iletim derecesi farklı- maddelere göre gerçekleşir. Elde edilen bu bilgilere göre yeraltındaki maddelerin özelliklerini belirler. Ayrıca yer üstü yapılardan etkilenmeyen bu yöntem ölçüm düzleminden direk derinlik ve uzunluk bilgilerinin elde edilmesine olanak verir. Ölçümlerde aranan yapının ve konumun özelliklerinin (su, boşluk, gözenekli birim vb.) dikkate alınıp iyi değerlendirilmesi yararlı olacaktır.

Elektromanyetik:

Elektromanyetik yöntemler frekans ve zaman ortamı olarak ayrı-ayrı değerlendirilmelidir. Frekans ortamı verilerde kaynak ver ve görünür iletkenlik verileri kaydedilerek değerlendirilir. İletkenliğe duyarlılığından dolayı mevcut probleme frekans ortamı yöntemler diğer yöntemlere göre düşük etkinlikle cevap toplayacaktır. Ancak yüzeye çok yakın aramalar için üretilmiş donanımlar kullanılması ile değerli bilgiler toplanabilir. Bunun için gerekli anten tasarımı ve denenmesi bilgilerin değerlendirilmesinde oldukça değerlidir.
Zaman ortamı ölçümler için ise, kaynaktan üretilen enerji ile indüklenen akımlar ölçülüp değerlendirildiğinden yeraltındaki metalik içerikli kalıntılar veya ortamlar için uygunluk belirtir. Aranan yapıdaki kanalizasyon niteliğinin taşımış olabileceği metalik maddelerin belirlenmesi için oldukça elverişlidir. E.M. yöntemler hızlı ölçüm alınabilmesi sağladığından dolayı avantaj sağlarken var olan yapıda yerüstü etkilerden etkileneceği için yorumlamada zorluklar sağlar.
Özel olarak VLF yönteminin mevcut durumdaki etkinliği hakkında bir şey söylemek gerekirse, su içeren ortam olması durumunda ideal bir donanım olacağından küçük ölçüm aralıkları ve yapıdan etkilenmeyecek bir anten istasyonu kullanılması durumunda edilebilir. Tarihi yapının içine sağlıklı bir şekilde nüfuz edemeyecek bir anten seçimi ile büyük yanlışlıklara yol açılabileceğinden dikkatli olunması gereklidir.

Resistivite:
Rezistivite kaydırma yönteminde yer yapısının özdirenç değerinin ölçülmesi ile tahmini derinlik ve tahmini konum bilgisi ele edilebilir. Yeraltında var olan gözenekli, geçirgen ve iyonik ortamlarda bunlara ek olarak içinde su içeren ortamlarda büyük belirti gösterir. Çeşitli elektrot dizilimleri ile yapılabilecek ölçümlerde aranan yeraltı yapısının boşluk içermesi ve bunun özdirencinin yüksek olması ile ilişkilendirilebilir. Ancak boşluk yapısının bir kanalizasyon sistemi olması durumunda içeriğinde iyonik özellikli sıvı olabileceğinden belirti özelliklerinin tam tersine dönebileceği unutulmamalıdır. Elektrot aralığı ve kaydırma uzunluğu yeraltı yapısının tahmini özelliklerinin uzunluğundan büyük olması ölçümlerde dikkat edilmesi gereken önemli bir konudur. Ayrıca çevresel kaynaklı elektrik kaçakları veya çevre yapılardaki topraklama etkileri veriler için büyük yanılgı doğurabileceği unutulmamalıdır. Denetleme ölçüleri gibi bir işlem ile bu hata kaynağının denetlenmesi yararlı olabilir.

S.P.

S.P. yöntemi özellikleri doğrultusunda ölçü alanlarındaki elektro-kimyasal, elektro-kinetik ve termo-elektrik etkilerden bilgi verir. Bu tanımlamalar bir diğer deyişle belirti kaynakları, bazen yeraltı su akışı bazı zaman ise yeraltındaki metalik oluşumlarda gerçekleşen kimyasal tepkimeler sonucunda bazen de basınç ve yük değişimi nedeniyle belirtiler oluşturur. Aranacak yapının içeriğinde su varlığı olasılığı, boşluk nedeniyle yük gerilmelerinin farklılık göstermesi durumu olabileceği gibi nedenlerle önemli bir araç olarak ön plana çıkar. Ancak S.P. yönteminde elektrotların yerleştirilmesinde drift değerlerinin toplanacak belirti özelliklerine yakın gürültü oluşturabilmesi sonuçların değerlendirilmesinde şüpheyle bakılmasını gerekli kılar. Hedeflenen çalışmanın arazi ortamında S.P elektrotları için gerekli olan uygun çamur çukuru sağlanamayacak gibi gözükse de bataklık ve denizel ortamlarda uygulanabilmesi ile değerlendirildiğinde elektrot yerleştirilecek bölgeye iletken sıvı yerleştirilmesi veya duruma uygun elektrot tasarlanması il bu sorun giderilebilir. Ancak iletken sıvı dökülmesi durumunda yapı tabanlarındaki sızıntıların asıl amaca gürültü oluşturabileceği veya elektrotlardaki kimyasal karışımın (genellikle Bakır-Sülfür) tarihi yapı üzerinde bozucu etki yapabileceği kesinlikle ciddiyetle irdelenmelidir. Aranan yapının fiziksel özellikleri göz önünde tutularak, elektrot aralıkları 1m veya daha düşük olacak şekilde, 5 ölçümü geçmemek üzere aralıklı olarak drift ölçümleri alınarak veri toplama yapılmalıdır. Ayrıca donanım ve ölçümün pahalı olmaması S.P. yöntemi için bahsedilmesi gereken bir diğer özelliktir.

Sonuçlar:
Bütün yapılan değerlendirmeler gözden geçirilirse; aranan yapının bilgili bir jeofizik mühendisi tarafından ayrıntılı bir şekilde denetlenip fiziksel özellikleri belirlenmelidir. Yöntemlerin ve çalışma alanının fiziksel parametrelerine bağlı olarak uzmanlarca seçilen yöntem ve değerlendirme teknikleri yine uzmanlar tarafından değerlendirilmelidir. Bunun yanında unutulmaması önemli olan yöntemlere göre hata kaynaklarının ve gürültü ortamlarının denetlemesi ve bunlara karşı gerekli önlemler ciddiyetle alınmasıdır. Ölçüm alanında var olan yapı özelliklerinin ve jeolojik etkenlerin dikkatle incelenip ölçümlerde yapabileceği etkiler göz önünde tutulmalıdır. Tüm bu işlemler sonrasında uygulanacak yöntem veya yöntemler ile dikkatli veri toplama ve değerlendirme ile harita ve kesitler çıkarılmalı ve ciddiyetle yorumlanmalıdır.

Referans Okumalar
Review of Geophysical Mehods Used in Archaeology, 06.04.2006 from: http://www.rsoperations.com/Technology/Methodology/Methodology.htm
Lambert Dolphin, How Geophysical Methods Can Help The Archaeologist,06.04.2006 from: http://www.ldolphin.org/Geoarch.html
Philip KEAREY, 2002, An Introduction to Geophysical Exploration, 10.11.2005 Kitap bilgisi http://www.blackwellpublishing.com/book.asp?ref=0632049294 sitesinden bulunabilir. Birinci bölümü(The Principles and Limitations of Geophysical Exploration Methods) PDF formatında tanıtım amacıyla yüklemeye açıktır.

Salı, Kasım 07, 2006

Memleket Halleri Üzerine

http://www.indigodergisi.com/uzay_01_14.htm

Bu linkteki yazıyı okursanız pek birşey kaybetmezsiniz! Ama okumazsanız filler uçar, Zürafaların kanatları çıkar ve kediler havlar... aman haa kesin okuyun tam! 223,8! kişinin de okumasını sağlayın! yoksa dediklerim Tantra mantra falan filan etkisiyle gerçek olur :P. Dediklerimi yaparsanız elbetteki 3 bilemedin 5 vakte kadar istediğiniz olacak...

Neyse işin ilginç tarafı; jeofizikçiye iş mi var diyenlere bir cevap var aslında burada... Bir dergimizin Deprem vs ile ilgili araştırma yazısını yazan bir adam ne jeolog ne bir jeofizikçi... Hatta maden ya da petrol mühendisi de değil...

Not1: En altta ünvanınını ve kişisel zevklerini görünce adamın yazısında Türkiye'de bazı işlerin doğru yürümediği gibi bir eleştirisi var ki şaşırıyorsunuz :) Zevklerde tantra eksik, ama idare eder :). [Gönül isterdiki sana mı kaldı böyle bir eleştiriyi yazmak diye adamı posta yagmuruna tutsunlar... Ama başka kimse de yok ki... Teşekkür etmemiz bile gerekiyor belki de...]

Not 2: Aslında çok şaşırmamak lazım bu tür bir adamın bu haberi yazmasına... ben daha kötü örnekler de görmüştüm... Kendini Astroloji Uzmanı diye millete yutturmuş olan birisi Güneş Tutulması ile Türkiye'nin AB ilişkileri ve Gelecek şeçim sonuçları üzerine bilimsel yorumlar yapmıştı. Hem de CNN Turk denen kanalda...

[Merak edenlere söyleyeyim şeçimle ilgili yorumu: Ak partinin sembolu olan Ampul ışığı temsil ediyormuş bildiğimiz gibi. Bu ampul'de seçim öncesi dönem de biraz Tutukluk gösterecek(güneş tutuldu ya bir laf ebeliği yapmak gerekiyor...) ama sonrasında yeniden parlayacak ve seçimleri tekrar 1.nci parti olarak atlatacak...]

Gözünü sevdiğim Türkiyem... sen hala Jeofizik mühendisi yetiştir, Call Centerlarda, Cep Telefonu bayilerinde istihdam et...

Öperim yanaklarınızdan en salyalı biçimde...

Tunç

Pazartesi, Kasım 06, 2006

FEDERASYON SAYFASINDAN

(federasyon sayfasında yer alan ULUSLARARASI KURALLARdan da alıntı yapılmıştır)

Sualtı Ragbisi Nedir?
Sualtı Ragbisi derinliği 3,5-5 m arası olan bir havuzda içerisinde tuzlu su bulunan bir topla oynanan 3 boyutlu bir spordur. Bir takım 6 aktif ve 5 değişim oyuncusu olmak üzere 11 kişiden oluşmaktadır.
Her iki takımının kendi alanının uç kısmında ve havuzun dibinde bir adet sepet bulunmaktadır. Oyunun amacı içerisinde tuzlu su bulunan dolayısıyla suda batan ve pas vermeye (1-2 metre) olanak sağlayan topun rakip kaleye atılıp gol yapılmasına dayanmaktadır.
Su derinligi 3.5-5 m dir. Oyun alani 12m-18 m. uzunlugunda ve 8m -12 m genişliğindedir.
Kaleler havuzu ker iki yaninda dipte duvarin ortasina dogru yerlestirilen iki saglam sepetten olusur. Boyutlari 450mm yuksekliginde ve ust kisim 390-400 mm capindadir. Sepetin kenarlari yumusak bir materyalle kaplanir.
Su ile doldurulmus ve asagi dogru batabilen ozel bir top kullanilir. Batma hizi saniyede 1000 - 1250 mm olmalidir. Topun cevresi erkekler icin 520 - 540 mm ve bayanlar icin 490 - 510 mm dir. Rengi televizyon siyah –beyazi yada sadece kirmizi olmalidir.
Sualtı Ragbisi bir kontak sporu olmasına rağmen oldukça sıkı kuralları bulunmaktadır. Sualtı Ragbisi oyuncuları sualtı terminolojisinde ABC malzemeleri diye isimlendirilen maske, palet ve Snorkel kullanabilirler. Ancak paletler yaralamaya izin vermeyecek şekilde keskin ve sivri uçlardan yoksun olmalıdır. Ülkemizde Sualtı Ragbisinin yaklaşık 10 yılı aşkın bir geçmişi olup bu spora olan ilgi giderek artmaktadır.

Pazar, Kasım 05, 2006

Yer Manyetik Alanının Ters Dönüşümleri

Neden Önemli?

Son iki bin yıldır Yer Manyetik Alanı yoğunluğu zayıflamaktadır. Şu andaki oranıyla bu zayıflama devam ederse Kuzey-Güney Manyetik Kutubu tamamiyle kaybolucak yada gelecek ikibinyıl içinde kutuplaşma dönüşüm gösterecektir. Ancak geçmiş kayıtlardan Paleomanyetizma çalışmalarıyla elde edilen bilgilere göre Yer Manyetik Alanının doğrusal bir değişim göstermediği bilinmektedir. Değişik yaşlardaki kayaçlarda Yer Manyetik Alanının yoğunluğu ölçülerek geçmişteki kayıtları elde edilebilir.

Bir kayaç şekillenirken ortamın manyetik özelliklerine göre manyetik özellikleri yönelir. Bu tür yüklenmeye birincil manyetiklenme denir. Bu kayacın oluşumu sırasındaki manyetik yoğunluk ve doğrultusu hakkında bilgi verir. Bazı işlemler sonucunda (örneğin; yıldırım düşmesi) bölgesel kayacın birincil manyetik özelliği üzerine yeni bir kayıt oluşur. Bu şekilde yüklenmelere ise ikincil manyetiklenme denir. Manyetik labaratuarlarda yapılan çalışmalarda asıl konu ikincil manyetiklenmenin belirlenmesi, çözümlenmesi ve kaldırılması ve sonucunda birincil’e ulaşılması yönündedir.

Yer manyetik alanının bilinmesi; Levha Tektoniği ve Jeolojik zamandizim çizelgesinin hazırlanmasında ve geliştirilmesinde büyük öneme sahiptir. Ayrıca yeryüzü ve dünyanın manyetik örtüsünün özelliklerinin değişiminin tahmini ve belirlenmesi çalışmalarındada aydınlatıcı bilgilere ihtiyaç duyulmaktadır.

Nasıl bulundu?

İlk detaylı manyetik dönüşüm kaydı, Güney Afrika’da Stormberg Formasyonunda yapılan bir çalışmada elde edilmiştir( Van Zijl et al. 1961). Esas olarak volkanlardan çıkan eriyik lavların soğuyarak sertleşmesi, kayaçlaşması sırasında manyetiklik özelliği kazanılır. Genellikle volkanizma sonucunda lavların soğumasıyla oluşan kayaçlar siyah renkli, düşük-seviyeli manyetik özelliklere sahip bazaltlardır. Bu bazaltların manyetikliği soğuduğu zamandaki yerel manyetik kuvvetlerin doğrultusu ile ilişkilidir ve aynı doğrultuda yönlenir.

Manyetik kutuplaşma teorileri kullanılarak, okyanus tabanı bazaltları kayıtları-bilgileriyle 78 Milyon yıllık yer manyetik alanı dönüşüm zamandizimi (chronology) kurulmuştur. 1950’lerde elektronik düzenekli manyetometrelerin gelişmesiyle, eski yöntem ve aletlere göre, daha verimli, etkili ve hassas bilgiler edinilebilmektedir. Petrol şirketlerinin düşük manyetik özellikli kayaçları belirlemede kullanması ve petrol yataklarının aranması için yatırımlarının artması yöntemlerin uçaklarda kullanılarak gelişmesinde etkili olmuştur.

Karalarda yapılan ölçümlerde belirli-anlamlı bir düzenli yapıya rastlanamadığından deniz üzerinde çalışmalara yönelinmiştir. Çalışmaların denizlere yönlendirilmesinden sonra Atlantik okyanus tabanında bir okyanus uzunca bir şerit halinde manyetikleşme düzeni belirlenmişti. Atlantik okyanusundaki bu şeritlerin hepsi Atlantik okyanusundaki okyanus ortası sırtına paralel bir yapıda olduğu farkedildi. Bu volkanik sırt yaklaşık olarak kuzey-güney doğrultusunda bazı sapmalarla birlikte Amerika ile Afrika ve Avrupa kıtalarının ortasında bulunmaktadır. Bu sırt, okyanus depremlerinin odak noktalarının işaretlenmesi ve bazı volkanik adaların sıralanmasının gözlemlerinden ve daha güncel yöntemlerle deniz altı araştırmalarla okyanus altı dağlarının tepelerindeki lav sızıntılarından belirlenmiştir.

Bir başka özellik olarak okyanus ortası sırtlarındaki yapı yayılımı sırt hattının iki tarafında simetrik özellikler göstermektedir. Yani sırt hattından belli bir uzaklıkta, sırtın doğu tarafında var olan bir kayıdın aynısı batı tarafında simetrik olarak eşit uzaklıkta gözlemlenir.

Manyetik ölçü aletleri ile bazaltların(kayaçların) manyetikliği ölçülebilir. Bu sayede, eğer geçmişte bir volkanik bölgede birden fazla püskürme gerçekleştiyse çeşitli lava akımlarının manyetikliği ölçüm ve çözümlemeleriyle yerel yer manyetik alanının doğrultusunun değişimleri hakkında bilgi edinilebilir. Dikkat edilecek bir nokta, bu tür çalışmalarla elde edinilen bilgilerle normal manyetik alanın doğrultusunun bugün ki yer manyetik alanının doğrultusunun tersine olduğu bulunmuştur.

Normal manyetiklenme adlandırılması varolan en eski yer manyetik alanı kaydı içeren kayaca göre yapılmıştır. Önerilen bütün açıklamalarda uzun dönemde değerlendirildiğinde sadece yer mayetik alanını oluşturan kutupların ters dönmesi en kabul edilebilir olanıdır. Kayaçlardaki yer manyetik alanı ile ilgili bilgileri açıklamak için başka tanımlarda mevcuttur. Örneğin, yüksek oksit içerikli kayaçlarda yer manyetik alanı ters etkilenmiş durumdadır(Larson ve Strangway, 1966). Yine Wilson ve Watkins’in (1967) de belirttiği gibi oksidasyon ile kutuplaşma arasında yüksek seviyede uyumluluk-doğru orantı (correlation) bulunmaktadır. Bu gözlemler volkanik püskürük ve bazı başkalaşım kayaçlarında sağlanmaktadır(Piper 1987).

Normal-Ters

Beliritilen ilk kalıcı doğal mıknatıslanma yaklaşık olarak bugünki manyetik alanın tersini işaret etmekedir. 1926’da Mercanton’un tezine göre eğer yer manyetik alanında ters dönüşümler gerçekleştiyse bunun kanıtları yeryüzünün çeşitli bölgelerinde bulunmalıdır. Bu konuda yapılan çalışmalar ışığında Spitsbergen, Grönland, İzlanda, Faroe Adaları, Mull, Jan Mayen Land ve Avustralya dan alınan numumelerden bazılarında günümüz manyetik alanına uygun örneklere ve tersi örneklere rastlanmıştır.

Yandaki şekil jeolojik zamanlarla yer manyetik alanının kutuplaşmasını göstermektedir. Paleomanyetik çalışmalarla elde edilen kayıtların milyon yıl süresinden işaretli eksenlerle gösterilmişi mevcuttur.

Normal ve Ters manyetik alan için tutarlı kimyasal farklılıklar olduğunu blirten raporlar bulunmaktadır. Ters manyetiklenmiş kayaçlarda yüksek oksitler ve demir mineralleri içeriği gözlemlenmiştir(Balsley ve Buddington, 1958; Ade-Hall, !964; Wilson ve Watkins, 1967). Ancak başka çalışmalarda buna destekleyici kanıtlar çıkmamıştır. Bu farklılıkları açıklayıcı bir tanımlama henüz yapılamamıştır.

Günümüzdeki yer manyetik alanı yönüne zıt polariteye sahip kayaçlar 1860'da Bravn tarafından Hindistan'da rapor edilmişti. Fakat yıldırımların anomali etkisi ile kesinlikle ilişkisi olmayarak terslenmiş bir mıknatıslanmanın ilk gözlemi 1906'da Brunhes tarafından Fransa'da yapılmıştır. Daha sonra ters olarak mıknatıslanmış kayaçlar, Spitsbergen, Greenland ve Avusturalya'da 1910 ve 1926 yılları arası olayın dünya çapındaki karakterini onaylayacak biçimde Mercanton tarafından bulundu. Bunun daha sonraki bir onayı erken Kuvaterner (yaklaşık 1 milyon yıl önce), peryodunda terslenmiş bir polaritenin tanınması, Japonya, Kore ve Mançurya'dan elde ettiği kayaç örnekleri ile 1929'da Matayuma tarafından yapılan çalışmalardan geldi.

Belirlenmiş 4 tane dönüşüm aralığı mevcuttur. Günümüzden geçmişe doğru, Brunhes, Matayuma, Gauss ve Gilbert dönemleri sırasıyla normal, dönmüş, normal, dönmüş olarak adlandırılmışlardır.

Temel Olgular

Manyetik kutup değişmez bir yere sahip değildir. Zaman içinde yavaş yavaş değişiklikler göstermektedir. Yer yüzeyindeki manyetik alanın belirli bir şiddeti ve yönü vardır. Manyetik kutuplar manyetik alan çizgilerinin dik olduğu bölgelerdir. Bu bölgelerde zararlı Güneş ışınları dünya atmosferine kolaylıkla girmektedir. Yandaki şekilde Manyetik kutbun 1831 den 1994 e olan değişimi gözlemlenebilir. Bu değişimler yapılan düzenli ölçümlerle kaydedilerek elde edilmiştir.

Yandaki şekilde gezegensel dipol’e örnek olarak yer ve yermanyetik alanı oluşturan dipolün birlikte görünümü verilmiştir.

Manyetik kutupların terslenmesi sırasında dünya’ya ulaşacak radyasyon (yüksek enerjili iyonların ve elektronların) miktarının artaması ve yeryüzündeki canlıların bundan etkilenmesi korkulan bazı konulardan biridir. Öncelikle bu düşünüldüğü gibi gerçekleşicek bir olay değildir. Bugün bile kutuplarda manyetik alan çok kuvvetli bir etkiye sahip değildir. Güneşten gelen radyasyona karşı yeryüzündeki tepki manyetik alandan değil atmosferden kaynaklanmaktadır. Kutuplardan sızan yüklü parçacılar atmosferin çeşitli katmanlarında iyonlaşır. Bu iyonlaşma sırasında çeşitli ışık yansımaları meydana gelir bunlar kutup ışıkları (Aurora) olarak adlandırılır. Ancak Güneşten gelen radyasyona karşı yeryüzünün tepkisi yer manyetik alanı ile sağlanıyor olsa bile yer manyetik alanının terslenmesi sırasında olan olaylar manyetik alanın sıfırlanması değil, zayıflaması ve bilinmeyen yeni bir konumda manyetik kutuplar oluşturması olarak gerçekleşir.

Manyetik Kutup’un dönmesine ne neden olur?

Belki şaşırtıcı ama cevabı ‘hiçbirşey’dir. Merak edenlere Sıkça sorulan sorulara cevaplardan bazı örnekler... http://interactive2.er.usgs.gov/faq/get_answer.asp?id=481 Manyetik

Terslenmeler Hakkında Teknik Açıklamalar

Manyetik alanın kaynağı akışkan demir bakımından zengin dış çekirdeğidir. Derinlerdeki ısıyayım(konveksiyon) akımlarının ve gezegenin dönmesinin etkisiyle akışkan dış çekirdeğin hareketi meydana gelir. Bu hareket sürekli bir harekettir ve durmaz. Yer manyetik alanının tersimesi sırasında dahi bu hareket devam eder. Eğer enerji kaynağı (yani gezegenin hareketi ve konveksiyon akımlarının son bulması) tükenirse bu hareket sonlanır.

Isı Dünya’nın merkezindeki katı çekirdeğin çevresindeki sıvı dış çekirdeğin katılaşması-sertleşmesi ile ortaya çıkar. Bu işlem milyonlarca yıllık bir evrede sürekli olarak devam etmektedir. Akışkan çekirdeğin üstünde yer yüzünden 3000 kilometre derinlikte akışkan çekirdek iç çekirdeğin etrafında yılda yaklaşık 10 kilometre hareket etmektedir. Bu metalik içeriği yüksek akışkanın hareketi sonucunda elektrik akımları oluşur ve bu akımlar sayesinde manyetik alan üretir. Bu işlem ‘advection’ olarak adlandırılır. Manyetik alandaki herhangi bir artışı dengelemek için, ve Jeodinamo'yu dengeleyebilmek için yayılıma gereksinim duyulur. Böylece çekirdekte meydana gelen manyetik alandaki sızıntılar-bozuntular ortadan kaldırılır. En sonunda çekirdekteki akışkan akışı ile yer yüzünde çeşitli zaman evrelerinde çeşitli manyetik alan modelleri oluşturulur.

Yüksek teknolojili bilgisayar labaratuarlarında yapılan jeodinamo canlandırma (simulasyon) çalışmalarında manyetik alan hakkında zamanla değişen karmaşık davranışlar gözlemlenmiştir. Ayrıca bu canlandırmalar ters dönüşümlerin Kuzey kutbun Güney ile ve Güney’in Kuzey ile yer değiştiğini ortaya koymuştur. Bu tür canlandırma çalışmalarında manyetik dipolün siddetinin normal değerinin yaklaşık %10'una kadar zayıfladığı ve varolan kutupların salınımlı bir hareket izlediği gözlemlenmiştir.

Dünya’nın katı demirli çekirdeği yer manyetik alanı ters dönüşümü işlemlerinde önemli bir etki sahibidir. Katı olmasından dolayı iç çekirdek manyetik alan oluşturamaz fakat, akışkan dış çekirdek’te oluşan manyetik alanlar iç çekirdeğe yayılabilir yada nüfuz edebilir. İç çekirdekteki manyetik alan oluşumu işlemi ters dönüşümü düzenli olarak denemektedir. Ama iç çekirdekte biriken mayetik alan dışarı yayılmadıkça, iç çekirdekten ters dönüşmüş bir manyetik alan oluşması olası değildir. Aslında iç çekirdek yayılım gösteren her yeni manyetik etkiye direnç gösterir ve böylece uzun süren aralıklarda yalnızca bir ters dönüşüm başarılı olabilmektedir.

Yapılan canlandırmalarda yeni ölçümler ve eski denizcilerin ve tüccarların ölçülerinin kayıtları kullanılarak son 400 yıl için yer manyetik alanının matematiksel modeli oluşturulmuştur. Böylece oluşturulan modellerden ters dönüşüme neden olan manto-kabuk sınırındaki akımların bulunduğu bölgeler zamanla artmaktadır. Bu bölgeler çekirdeğin içi veya dışındaki aksi yönlü erim noktaları ile çevreleyen alanlarda benzerlik göstermektedir. Bu bölgelerde enerjik parçacıklar Yerküre’ye daha fazla yaklaşarak Dünya'nın yörünge uydularını azaltarak radyasyon tehlikesinin artmasına neden olur. Yerin derinliklerinin özelliklerinin daha iyi anlaşılabilmesi için daha yapılması gereken bir çok iş bulunmaktadır.

Tunç

*Electromagnetic Methods

[*Eng201 Dersi makalesi...]

Today, geophysical explorations have many applications on many different underground or structural problems. For exploration studies of mines, pollution sites or oil and gas fields, geophysical methods have very successful efforts. In general, electromagnetic ways of prospecting are not the first method used in the fields, despite the fact that the methods are not well known or not widely used. In practice, electromagnetic methods are very successful in environmental duties. In addition to that, electromagnetic explorations are known as an expensive method because of some special cases even the method is not high-cost in many other field works. Another important aspect of the electromagnetic methods is practicability. In relation with the theory and the device properties, electromagnetic methods are user friendly. At last, electromagnetic methods are open to improvements because of the new application circumstances and interpretation abilities in relation with other prospecting methods. Due to the facts of being environment friendly, economically advantageous, user friendly and having good future, the electromagnetic methods’ applications have very important benefits and they are very important in geophysical underground explorations.



First of all, some abilities and application methods of the electromagnetic methods are providing the speciality of environment friendly. According to Gerkens (1989, p. 605), a big advantage of electromagnetic induction methods is there is no need for linking apparatus for transmitter and earth surface linking and receiver and earth surface linking. Also he adds this property gives the ability to make explorations from air (1989, p. 605). In addition, as pointed out by U.S. Department of Energy (2004, para. 7), decrease in yearly power keeps around sixteen percent in research drilling and decreasing of price and environmental strong effect of research by application of cheap tools. By doing this kind of surveys there is no destructive effect to the area and to the nature because of the reduced environment effect of the surveys. Furthermore, as told by Strack, in 1992, nearly all common metals appear in environment in forms of sulphide ores and adds that sulphide ores are extant in subsurface medium as a non-resistive, especially in solid forms (p. 5). In collaboration with the idea of geophysical surveying techniques are the non-destructive applications which are valuable devices for underground researches (Armah, n.d., para. 4). Additionally, as mentioned by Armah, ground penetrating radar, which is one of the E. M. methods, has benefits for hard work areas, for example, for solid ground situations do not generate obstacles because there is no need for direct connection to the ground and in addition, in rough areas it has superiority for data collecting (n.d., para. 14). These properties are the marker of success of the E.M. methods in environmental studies. Moreover, recent pollution cases or large scaled ground-water pollutions by total dissolved solids (TDS) are very bright materials to find because of the lowest resistivity values (Campbell & Fiterman, n.d., p. 5). Also, as shown by Unsworth (2005), explorers have many different combinations for different studies, such as land or marine explorations or natural source or controlled source investigations of the underground (pg. 38) (See Table 1). In light of the facts of being applicable in environmental duties and environment friendly usage, electromagnetic methods are the bright prospecting style.


Secondly, it is easy to see that electromagnetic methods have many economic advantages in different situations. As told by Unsworth, in 2005, ‘‘Early efforts realized that MT was potential tool for imaging conductive sedimentary rocks beneath thrust sheets of more resistive rocks such as carbonates, volcanics, and basement cored overthrusts’’ (p. 35). Besides, he adds that newly improved MT devices are portable and computerized in all duty on the same page. Another advice on the same page is that the new devices could be transported with two people from a position to another, in support of the ability to make records without a person. It can be clearly seen that the important explorations such as sedimentary basin explorations could be handled successfully by two people in short time. Moreover, topography effect on the data is nearly zero and this makes topography correction and layering modelling unnecessary (Auken et al., 2006, p. 1). Besides, as mentioned by Gerkens, in 1989, on page 605, the price of the field explorations will be relatively economic if the field of exploration is wide spread enough. In addition to these, Armah, (n.d.) supports under the need of high sampled data of shallow surface, E.M. measurement devices are easy to carry even as a bag (para. 11). He attaches that, in such a case where there is need for VLF-E.M. methods, electromagnetic signals broadcasted from radio antennas settled before, in addition data collecting is very fast and information collected are better than others in meanings of depth (n.d., para. 13). These are the confirmation of the cheapness of the methods in contact with the speed. Additionally, as told by Campbell & Fitterman (n.d., p. 6), electromagnetic surveys are good in acid mine drainage (AMD) explorations for time saving and economy. In addition to that, they indicate in wide range exploration cases, price of the airborne E.M. surveys will be cheaper than the direct surveys on the area (p. 4). Also, as reported by De Vos et al. (1997), when seismic, DC, TEM and VLF are matched for the special situations for searching AMD, VLF is the best in time and price conditions (Campbell & Fiterman, n.d., p. 4). At last, According to Unsworth (2005), on page 38, when making petroleum surveys, there is large variety in depth penetration and good alternatives in electromagnetic exploration methods (See Table 1). As shown before, in relation with the abilities of being fast, easily transportable and relatively good processing, methods are economically advantageous.



Third, electromagnetic methods’ easy way of application or surveying provides the ability of being user friendly. As reported by Unsworth, in 2005 (p. 34), E. M. methods could be applied to different underground objectives such as capable reservoirs and/or origin rocks. On the same page, he adds that some applications results may give an idea about the existence of hydrocarbons. Also, theoretically, time based surveys or frequency based surveys are the same, but effects to the environment are not the same and this provide important benefits for one to other (USGS, 2004, para. 2). Another source point out that all geophysical methods are getting improved (Strack, 1992, p. 3). Transient EM method is the best within all due to it is easy to use and it is matching the way of processing of the seismic operations, which improved previously (Strack, 1992, p. 3). On the other side, as Strack (1992, p. 2) reported between the years 1983 and 1987 many important hydrocarbon reservoirs had been explored. In the same page, he adds that in some areas such as Brazil, Columbia and North Yemen, electromagnetic methods are advantageous to show capable reservoirs. In collaboration with the knowledge of high quality data collected at intervals from 4 to 15 meters which is related with flight route and operations more than 5 frequencies of data could be collected for overlaying underground basement interpretation of this, which provides high quality information about the substructure (USGS, 2004, para. 3). In addition to that ‘‘EM techniques can be used to detect buried metal in urban settings and to map conductive geological materials as an aid to classical geological investigations’’ (Armah, n.d. para. 10). Additionally, when the subject is low resistive underground layers, multi-frequency electromagnetic methods and particularly TEM are the best methods for the studies (Campbell & Fiterman, n.d., p. 5). In short, properties such as easy use and applicability and easy processing are all in electromagnetic methods.



Finally, related with the applications on the different problems, there are no doubt electromagnetic methods will have a good future. As mentioned by Strack (1992, p. 3), even it is clear to see the requirement to the E.M. methods is high, implementment and fitting to the other geophysical operations will occupy scientists for some time. On the same page, adds that by reason of easily application to the surveys and parallelism to the formerly produced imaging techniques of the seismic, the E.M methods are the best of the improving geophysical methods. In addition to that, the recently developed exploration way will provide new capability to the E.M. exploration surveys which are more realistic and predict improved modelling and calculations for mining problems (U.S. Department of Energy, 2004, para. 5). And E.M. exploration way of deep structures, and Magnetotelurics advanced in hydrocarbon reservoir detecting because of the fast progress made in signal acquisition correction and modelling (Unsworth, 2005, p. 34). Besides, Unsworth reports that electromagnetic methods are quickly advancing in the area of hydrocarbon detecting in open seas and oceans (2005, p. 37). On the same page, adds in the future with the improvement of electromagnetic methods with in connection with borehole sounding it can provides better information. As a conclusion to these in locating and data collecting, electromagnetic devices are useful to explore underground locations of the high conductive bodies of mine wastes (Campbell & Fitermann, n.d., p. 7) and newly found device technology and signal corrections can provide collection of data from airborne surveys as useful as field collected data (Auken et al., 2006, p. 1). As indicated above recently improvements and new application fields are indicating that the future of the electromagnetic methods is open.



In conclusion, electromagnetic methods are providing benefits in exploration studies in meaning of time, effort and money. Also, the brighter future of the methods is a very important aspect. Exploration and prospecting abilities of the methods are good in many situations. The benefits of these abilities are invaluable because they provide non-destructive or non-invasive to the study area and are suitable to all purposes. In addition, transportation and data collecting properties are making works easier for E.M. methods. Furthermore, development ways in many conditions are promising about the future of the methods. Under the conditions of this knowledge, electromagnetic methods are the bright future of the underground exploration studies.

Atatürk'ün Hayatı ile ilgili


Aşşağı da size bir alıntı sunacağım. Bu alıntı yakın olan 29 Ekim ve 10 Kasım gibi önemli tarihlerde büyük rol oynayan Atamızın değerini biraz daha anlaşılır kılmak için yeterli değerdedir. Atatürk Araştırma Merkezi(ATAM) yayınlarından Abdurrahman Çaycı tarafından hazırlanmış olan 'Atatürk'ün Hayatı' adlı çalışmanın giriş kısmından aynen alıntıdır... Http://WWW.ATAM.GOV.TR/yayin/indir/indir.htm adresinde 'Yayınlar' altbaşlığından 'İndirilebilir yayınlar' bağlantısından çalışmanın tamamı (ücretsiz olarak) edinilebilir...
...
Bir zamanların üç kıt’aya yayılan süper devleti Osmanlı İmapartorluğu çöküntüye girerken Avrupa, daha geniş deyimiyle Batı, gücünün doruğuna ulaşmıştır. Orta çağ boyunca skolastik düşüncenin baskısı altında bunalan Batı nasıl bu konuma gelebilmiştir? Osmanlı’nın çöküşünü daha iyi anlayabilmek, Atatürk İnkılâplarının nedenlerini doğru algılayabilmek için bunları genel çizgiler halinde hatırlamak yararlı olacaktır.
Batı’nın Greko-Romen ve Hristiyan eksenli birliği, 476’da Batı Romanın yıkılmasıyla bozulmuş, Batı çağa egemen olan kilisenin yönlendirdiği skolastik düşüncenin esiri olarak ortaçağın zifiri karanlığına gömülmüştür. Buna karşılık ortaçağda medeniyet meş’alesi İslâm aleminde tutuşmuştur. Müslümanlar bu Greko-Romen kaynaklı medeniyete yeni unsurlar katarak orjinal bir medeniyet yaratmışlardır. Zamanının hakim medeniyeti haline gelen bu değer, Haçlı seferleri dolayısıyla meydana gelen temaslarla, Sicilya İspanya yoluyla Avrupa’yı etkisi altına almıştır. Bu temasların sonucunda Avrupa’da kaynağa yönelme hareketleri başlamıştır. Buna bilindiği gibi, “Rönesans (yeniden doğuş)” adı verilmektedir. Bu yeni akım hümanizm alanında ve güzel sanatların her dalında özgün eserler vermiş, düşünce ve sanat alanında yeni fikirler ve görüşler getirmiştir. Hümanizm ve Rönesans ile fikir ve düşünce özgürlüğü, Reform hareketi ile vicdan özgürlüğü gerçekleşme yoluna girmiştir. Böylece hür düşünce ve bilim zihniyeti, kilisenin hükümlerine dayalı skolastik düşünce zincirini kırmıştır. Oluşan serbest ortamda, sanat ve bilimde büyük aşamalar elde edilmiştir. 1450’lerde kullanılmaya başlanılan matbaa, bilimi varlık sahiplerinin ayrıcalığı olmaktan çıkarmış, bilimi geniş kitlelere ulaştırmış ona geniş alanda yeni yeni katkılar yapılmasını sağlamıştır. Baskılardan kurtulan insan kafası, rasyonel düşünceyi kılavuz edinerek, bilimde gözlem ve deneye dayalı yeni metodlar ortaya koymuştur. Bu metodların uygulanması ve özellikle rasyonel düşüncenin temelini oluşturan “bilimsel düşünce ortamı”, “bilim zihniyeti”, bilimi insanlığın doruğuna yerleştirmiştir. Bilimin verilerinin pratiğe uygulanması teknoloji yaratmıştır. Sonuçta kas ve rüzgâr gücünün yerini makinaların alması, Avrupalıyı tabiata hakim duruma getirdiği gibi, onun ekonomik refahını ve diğer toplumlar üzerindeki ezici üstünlüğünü sağlamıştır. Bunlara ilâve olarak coğrafi keşifler sonucunda Amerika ve Ümit Burnu yolunun bulunması, Akdeniz ve Ortadoğu ülkelerine öldürücü bir darbe indirmiştir. O zamana kadar iktisadî hayatın can damarı olan karayolları önemlerini kaybetmişler, ticaret karalardan denizlere yönelmiş, Akdeniz limanlarının yerini Atlantik limanları almıştır. Dolayısıyla Batı Avrupa ülkeleri dünyanın en zengin ülkeleri haline gelmiştir. Bu zenginliğe paralel olarak büyüyen ticarî kazanç sonucunda oluşan varlıklı, fakat siyasî haklardan yoksun burjuvazi tabakasının önayak olmasıyla 1789’da patlak veren Fransız İhtilâli, “ilâhi hukuk nazariyesini” yıkmış, onun yerine, “temel insan hakları” ve “özgürlüğün kutsallığı” fikri, medenî âlemce gittikçe benimsenen bir değer halini almıştır.
Atatürk’ün dünyaya gözlerini açtığı ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği dönemlerde, Batı bilimsel ve teknolojik açılardan olağanüstü gelişme halindeydi. Özellikle 19. yüyyılın ikinci yarısından itibaren bilim ve teknoloji alanında hızlı atılımlarla dünyanın çehresi değişmeye başlamıştı. İnsan gücünün yerini, yeni enerji kaynaklarının alması (maden kömürü, buhar, elektrik, daha sonra petrol gibi) sanayide fabrikasyon üretimini getirmiştir. İçten yanmalı motorun bulunmasıyla otomobil ve uçak imalatına yol açılmıştır. Lokomotifin icadıyla demiryolları gittikçe yayılmaya başlamış, buharlı gemiler deniz ulaşımına yeni ufuklar açmıştı. Yeni haberleşme imkânları (telgraf, telefon gibi), iletişimi çabuklaştırmıştır. Ulaşım kolaylıkları tüketimi kolaylaştırmıştır. Fabrikasyon üretim yeni pazarları gerektirmiş, bunun sonucunda güçlü bir sömürgecilik politikası gelişmiştir. Sanayi devrimine ayak uyduramayan devletlerin el emeğine dayalı yerli sanayii, çökme durumuna girmiştir. Dolayısıyla bu gelişmeyi yakalıyamayan milletler önce ekonomik, sonra da politik anlamda, sanayii gelişmiş ülkelere dolaylı veya dolaysız bağımlı hale gelmişlerdir.
Osmanlı Devleti 19. yüzyılın sonlarına doğru, daha önce özetlendiği gibi, teokratik devlet yapısı, sosyal ve ekonomik yapısı itibarıyla artık çağ dışı kalmış, yarı sömürge bir devlet konumundaydı.
Gençliğinden beri devamlı öğrenme gayreti içinde bulunan, sezgisi çok güçlü bir gözlemci olan Atatürk, Batı’nın ezici üstünlüğünün nedenlerini hayatı boyunca sorgulamış, devleti kurtarma senaryoları hep kafasını meşgul etmiştir. O güç sahibi olduktan sonra her şeyden önce tam bağımsızlığı hedef almıştır. Çünkü millî sınırları içinde egemenlik haklarını tam kullanamayan bir ulusun kendini bağlayan zincirlerden kurtulması mümkün değildi. Bunu sağladıktan sonra, millî bir taban üzerinde, din ve devletin kesin çizgilerle ayrılmasına dayanan bir yönetim şekliyle, akıl ve bilimi rehber edinen bir anlayışla, Batıya rağmen, Türk toplumunu Batı’ya, çağdaşlaşmaya yönlendirmiştir.
...
Kuruluş tarihimiz ve bizi bu günlere getiren geçmiş ile ilgili ne kadar ayrıntılı çalışıldığını anlamak için bu kısımdaki zaman yelpazesini gözlemlemek yeter de artar. Ulusal bağımsızlığımızın en büyük pay sahibi olan ATATÜRK'ün Hayatı hakkındaki bu çalışmayı tarihe duyarlı olan her insanın okuması gerekmektedir.
Tunç

Cumartesi, Kasım 04, 2006

*Yağmur da Bisiklet Sürmek


[*About.com'dan yararlanılmıştır.]

Havalar soğudu ve artık her gün yağmur yağıyor. Mevsim itibariyle bisiklet sürdüğümüz yollar daha ıslak ve kaygan yani daha tehlikeli hale geldi. Eğer ‘ben şeker bisikletçi değilim ki yağmurda da bisiklete binerim!’ diyorsanız; unutmamanız gereken şeyleri bir de biz hatırlatalım.

  • Trafikte bisiklete binerken yağış nedeniyle sürücülerin görüş mesafesinin azaldığını unutmayın ve daha belirgin giysiler seçin!
  • Giyim kuşamınızda soğuk yüzünden fazla giyinip aşırı su kaybetmemeye özen gösterin!
  • Fark edilmenizi sağlayacak donanımlarınızı(fener, yansıtıcı vb.) gözden geçirin bakımını yapın eksiklerinizi tamamlayın!
  • Lastik ile ilgili seçimlerinizin (türü, basıncı vb.) yol şartlarına uygun olduğunu dikkatli şekilde denetleyin!
  • Yoldaki tehlike unsurlarına karşı daha uyanık ve tedbirli olun!
  • Sürüşlerinizde gereksiz ani hareketlerden kaçının!
  • Islaklık etkisiyle fren mesafenizin artacağınızı aklınızdan çıkarmayın!
  • Çekiş sisteminiz için ıslaklık ve çamura karşı uygun bakımları uygulandığına emin olun!

Keyifli sürüşler!
Tunç.

Yayın Başlığı: Herkese Duyurun :P

Başlık yazıyla çok alakalı değil, Blogger'ın Başlık açıklama yazısıyla biraz laf ebeliği... Gelelim konuya; Bir video ve düşündürdükler...