Salı, Haziran 12, 2007

Üstün Dökmen, Ladesçi, 7.999 YTL!

Son zamanlarda pek kitap ile ilgili birşey yazmadım değil mi? Acaba neden, kitap okumadığımdan mı? Yoksa okumaktan yazmaya vakit bulamamaktan mı? Bu yazı bu arayı bitiren ve böyle olmasının nedenini de belirtecek...

Son günlerde ne zaman kitap okumaya kalksam elimdeki kitaplar sıkıcı geliyor. Birkaç sayfa veya birkaç bölüm okuyup başka bir kitap arıyorum. Bunun nedeni çok keyifsiz, çok mutsuz olmam değil. Kafamı kitap okuyacak kadar toplayamadığımı düşünüyorsanız, yine yanılıyorsunuz... Bunun nedeni TRT'de programlarını(Küçük Şeyler) görmüş olabileceğiniz Üstün Dökmen'in Ladesçi kitabını okumuş olmam... Bu kitaptan sonra diğer kitaplar bir şekilde havada, eksik kalıyorlar gözümde çabuk sıkılıyorum... Şimdi'de Ali'nin hediyesi olan Tübitak yayınlarından Yerküre kitabını okuyorum... Bu dünyada yaşayan herkese tavsiye olunur...

Kitaptan bahsetmeye devam edersem, Ladesçi 2 gün içersinde tarafımdan okundu ve bitti. Bunu yapmak çok zor değil elbette, ama gerçekten kendisini okutan, sıkmayan bir kitap. Hayatla ve kendiyle en ufak konuşmasından en büyük hedefine kadar lades oynayan bir arkadaşımız kendisini sorgularken aslında etrafındaki insanların daha fazla lades oynadığını farkediyor. Bunun üzerine düşünceleri, hedefleri değişiyor gelişiyor doğru yolunu buluyor.

Bu kitapta ilgimi çeken bir yön de aklıma babamın söylediği ''Doğru Yalan söyle!'' lafı geliyor... İlk başta çok saçma ve gülünç gelse de, ''Bir yalan söylerken etrafındakileri kandırmak-inandırmak çok kolay olabilir, ama eğer sen inanmazsan bu seni mutsuz eder. Yaptığın yalanda olsa doğrusunun bu olduğuna inanman gerek...'' gibi bir anlam çıkartıyordum bu sözden :).

Bunun yanında yazarı Üstün Dökmen'in akademik kişiliğinin getirisiyle birlikte çok güzel, insanın aklının bir köşesine yazması gereken öğütleri de sıralıyor... Tavsiyem 7.9999 YTL(bu fiyatda bir lades, bununla ilgili ayrıntılı bilgi kitapta ve arka kapağında...) olan kitabı bir yerden edinip okumanız. Lütfen, her kim olursanız olun, bunu samimi olarak göz önünde bulundurun...

Kitaptan alıntıladığım ve aklımın köşesine yazacaklarım ise alttakiler gibi...
  • Bir cetvel verin elime, daha önce eğrilik değmemiş olsun yüreğine, düşlerine...
  • Gelişmemiş ve geri kalmış bölgelerde ''gelişmekte olan'' denmesi nezaket icabıdır, belki de kandırmacanın kibar bir türüdür, belki de gerçekçi bir ifadedir...[Burada hangisi size daha doğru geliyor... Bir cümledeki kararsızlık gibi gözüken yan ile kendinizi keşfetmeye başlayabilirsiniz... Ne kadar alışmışız ladesçiliğe(kandırmaca).]
  • ''İstanbul denen 2 uzun köprü, denizi desen pislikten köpürdü...'' [Yok bunun ladesle alakası yok... İstanbul hakkındaki bu ilginç yargıyı not ediyorum... Çünkü haksız diyemesemde, haksız diyebileceğimiz zamanlar yakında... umuyorum :)]
  • İşte en önemlisi ''Aslında bütün çocuklar zengindir. Doğaldır, dürüsttürler, dünyaya göz bebeklerinin hakkını vererek, renkli renkli, zengin zengin bakarlar. Sonra doğallıklarını ve zenginliklerini ana-babalarına, öğretmenlerine, müfredatlara, komşu teyzelere ... ödünç vermeye başlarlar ve giderek fakirleşirler. Dikdörtgen olur dünyaları, yalnızca parayı görürler!'' [Ben bunu özellikle çok sevdim... Gönüllülükle iş yaptığıyla övünen insanlar çıkmaya başladı çevremizde, gönülsüz yaptıklarından utanacaklarına! Kendisi için yapılanlara kendisi için başkaldıran utanmazlar ve apaçık ladesçiler... Gittikçe şaşırıyorum bu işe, ve bu utanmazlıklarına... umarım onlarda okurlar bu yazıları...] [Bir arkadaşım yiğenim Derya'nın gözlerinin benim gibi baktığını söylemişti, bu sözü belki o unuttu ama ben hatırlıyorum. Neden unutamadım ki abartılacak birşey yok diyordum, ancak bu sözü okuyunca, bilinçli yada bilinçsiz beni ne kadar mutlu ettiğini bildirmem gerek diye düşünmeye başladım.]
  • Sevdiklerimizi sevdiğimizi aklımızda tutmak, bazen ladesli olduğumuzu aklımızda tutmaktan daha zordur[Syf.23... Bu sözü söylediği yere özellikle bakmak, bu sözü söylediği koşulu iyice görmek, ne demek istediğini anlamak gerek... Kısa bir yorum yapıp geçemeyeceğim :).]
  • Bazı insanlar vardır az konuşarak kapatırlar kendilerini dış dünyaya, bazıları da çok konuşarak... [Ne mutlu ki ben hiçbiri olmadığımı düşünüyorum pekiii, siz hangisi olduğunuzu düşünüyorsunuz?]
  • Hissettiklerini değil, düşüncelerini anlatırdı...[Yanlış!!! yazmışım bunun yanına... hala da öyle düşünüyorum :).Önce hissettikleri daha sonra düşündükleri gelmeli insanın aklına... yoksa güvensizlik, iletişimsizlik çıkar!]
  • Evlilik doğaya aykırıdır, doğal değildir. Bak hayvanlara; hayvanlar evlenmezler, birlikte olurlar yalnızca... [Dişçimizin ladesi...] -Cvp: İyi de abi, hayvanlar dişçiye de gitmiyorlar, dişçilikte mi doğaya aykırı?[Volkan'ı hatırlattı nedense :)]
  • Dünyada bütün ülkelerde birer milli savunma bakanlığı var bir tane milli saldırma bakanlığı yok! Bu hesaba göre hiç savaş olmamalı...
  • '' Kebap kokusunu duydum geldim buraya, duydum ki eşşek dağlıyorlarmış...'' [son zamanlarda bisiklet ile ilgili nedense bu hisse kapıldım... 2 ileri bir geri ilerliyoruz, haydi hayırlısı :). Bu arada bu söz ile ilgili şöyle bir ekleme de yapmak gerek... Dağlanan eşşeğin kim olduğu? Yoksa farkında olmadan başlamışlar mı kuyruğunuzdan?]
  • Dünyanın haddini ve amacını aşmayan insanlara ihtiyacı vardır.[Ne? ne bakıyorsun? Ne dememi bekliyorsun yahu? yalan mı? :)]
  • Nasıl ki parmağındaki yüzüğünü satan herkes ben sarrafım dememeli, eski kitap satan herkeste kendini sahaf bellememeli! [Bisiklete binen herkesin bisikletçi olmadığı gibi, dağcılık, yazarlık, fotografçılık, organizatörlük vb. ilgi alanlarıyla ilgili insanlar buradan çok güzel öğütler çıkarabilir...]
  • Tencerenin büyüklüğü önemli değildir, her konuk kendini midesi büyüklüğünde doğurur... [Dünya ne kadar güzel olursa olsun, hayat ne kadar uzun olursa olsun ''doymak istediklerine'' doyarsın da denebilir... Yani benzer olan ''karşıdakinin anladığı kadar anlatabilirsin'' kibiriyle alakası yok, karışmasın!]
  • Mukadder Yakupoglu -'Varoluş, Ahlak ve Ölüm' bireysel ahlakın üstünlüğünü anlatıyor.
  • Zıddı olmayan sıfatın kendiside yoktur. [İşin garip tarafı bu beni çok korkutuyor; ''henüz zıddını bilmediğim duygular yoksa yalan mı?'' demeden edemiyorum :(. Ama zıddını bilmek te istemiyorum orasıda başka bir mesele :) ]
  • Ortamı mazeret olarak gösteren, mazereti arkadaş edinir istemeden... [tam benim işte... kurtulacağım, kurtuluyorum yavaştan bundan... :)]
  • Dürüstlükle insan arasındaki en büyük engel insanın kendisidir... [Bu yazıdan sonra blogda daha sık görülmesi gerken bir yere koymayı düşündüm bu yazıyı... çok güzel geldi bana :)]
  • ''Sizler çoksunuz, ama az çıktı sesiniz. Aslında siz yoktunuz. Sorumlusunuz ama yoktunuz!''
  • Efendiler, Türkçe elden gidiyor sessizce. Bütün tabelalarda dil tutarlı ve İNGİLİZCE! İster cevap de ister yanıt! Dili tutarlılık kurtarmaz, sevmek kurtarır bence! [Bu sözü söyleyen adamında eli öpülür bence!]
  • ''Dürüstler uzak kaldıkça yönetimden, üçkağıtçılar ayrılmaz yerinden!'' Bu ülkedeki politika için birilerine uyarı, üzerine vazife alan dürüstler olur umarım!
  • Kendilerini gölgesi olmayan bir karagözün güneşi sanırlar.[***]
  • Yalnızca zayıflar adalet ister(Aristo).[Güçlüysen istediğin adalet yada aksi, sağlarsın...]
  • Bir çok önemli daha... çocuk ile ilgili uyarıdan sonra bir yetişkine öğüt! '' Bu dünyada kendi olmadan birşeyler olmaya, kendi olmadan birileriyle birlikte olmaya çabalayan çok insan var. Dürüst olmak gibi kendi olmak da kıymetli ve ender birşey galiba...[galiba derken? şüphe niye?]
  • Bu dünyada gerçekten senin olan duyguların ve düşüncelerindir; dışarıdakiler düşünürsen zihnindedir...[Senin olmak istiyorum sözüne bir yorum mu yoksa? Eğer öyleyse gerçekten Üstün bir söz olmuş! :)]
  • Belkide insanlar hak ettikleri rolleri almamalılar, aldıkları rolleri hak etmeye çalışmalılar... Çok beğendiğim bir diğer sözde bu, ama kendi olmak ile çakışıyor biraz... ama bulunduğum yeri yetersiz gördüğüm mükemmeliyetçilik diye yorumlanan ama bence bir çeşit aç gözlülük hali olan duruma çok güzel bir öğüt!.
  • Kitap hakkında yazarın bir açıklaması ise şöyle; '' Doğruluğu gösterme iddiasında olmayan, yalnızca doğruluğun önemini hatırlatmaya çalışan bir kitap...
Sanırım bunlardan sonra kitap hakkında daha fazla söze gerek yok... Yalnız kitap bittikten sonra kafamda beliren düşünce ise şöyle: Mutlu mu olmalı, yoksa başarılı mı? Yoksa hepsini boşverip umutlu mu olmalı? Hatta bu konuda bir karara sahip olmak gerekli mi? Açıkça ortada olduğu gibi neden insan oldum demek gibi bir soru bu... Bu konuda ilahi bir sonuç çıkmayacağını beni tanıyanlar bilirler... Ancak kitaptan herkesin farklı öğütler çıkaracağını düşünüyorum. Herkes kendince kafasındaki açıklıklara bir cevap bulacak örnekler göreceğini düşünüyorum. Kendini birer birer kahramanların yerine koyarak karşımızdaki insanlardan neler beklediğimizi ve ne kadar haklı-haksız olduğumuzu ölçmemize yarayacağını düşünüyorum...

Özetle şiddetle tavsiye ediyorum...
Tunç
ountc[adımı yazıyorum birde joker var iyi mi? :D]

Perşembe, Haziran 07, 2007

Biraz arama sonucu...

Yeni bir yazı daha... Bu sefer bir e-posta'da öğrendiğimi denemeye kalktım... Bloglar arasında bisiklet ile ilgili haberleri aradım. Bakın karşıma ilgi çekici(en azından benim için) neler çıkmış...

-5 Haziran 2007 tarihinde ABD Shelbyville'de 11 yaşında bir bisikletli çocuğa 17 yaşında bir sürücü çarpmış... Kazazedenin durumu tıpkı bizdeki gibi ''critic''miş! Sanırım bizdeki 20-30 yaşında bisiklete binen insanları görünce holebeloyy, aborobaaay diye bağıran dingolardan kötüsü de var...(Bağlantı)

-Bir diğer ilginç şey ise Heatrow Hava alanından çıkmış. Sapsarı, önde ve arkada ihtiyaç duyulan malzemelerin taşındığı bir bisiklet ambulansı fotografı... Flickr bağlantısına yorumlar ve cevapları için göz atmak iyi olabilir... Ben gerçekten beğendim, bisikleti günlük hayata çok kullanışlı bir şekilde sokmuşlar... Hatta Flickr'da bisiklet aratıp çıkan bir Ultrecht durum bile oluştu... Fotografta Ultrecht tren istasyonunun bisiklet parkı var... [*]Sanırım insanlar evlerinden istasyona kadar bisikletle gidip uzak mesafeleretren ile ''entegrasyon'' sağlıyorlar... Hani bizde(İst.) de başladı ya ''ulaşımda entegrasyoon devri'' :).

-Bir başka ilginçlik ise Bisiklet Futbolu ile ilgiliydi... Japon arkadaşların özel tasarım bisikletleriyle yaptıkları bir maç'tan ilginç görüntüler adreste karşıma çıkmıştı... Takdir ettim video'yu kullanıma sunanları... Bağlantı ise işte burada :).

-Özel tasarım demişken son ilginçliği de not edeyim... Puma'nın Biomega ile birlikte yaptığı göbekten vitesli(8 fites) katlanabilir bisikleti... Pembe ve Gri renklerde üretilmekte ve Banliyo Bisikleti (Urban Bike) adıyla tanımlanmaktaymış... Bir resim ya da ingilizce yazının çevirisiyle şu vakitte uğraşamayacağımdanbağlantıyı buraya ekleyip daha sonraya bırakıyorum:). Ama insanın bana bir tane yollayın diyeceği kısa mesafelerde binip diğer durumlarda toplu taşıma araçlarının herhangi birine rahatlıkla atıp gezinebileceği muhteşem bir icat olduğunu söylemeden edemeyeceğim... Puma TR'ye bu üründen getirmeleri konusunda bir baskı yapmalıyım :). Hatta reklam kampanyasını tamamiyle bana bırakmalılar, başkasının yapacağı inançsız girişimlerden daha başarılı olur. Ancak 1200 Euro'luk fiyatını(amaç yaygınlaştırmak olarak bakarsak ve TR şartları göz önüne alınırsa...) biraz düşürseler iyi olur... Yoksa insanlar bu donanıma 1200 Euro vermediği için geliştirme çalışmaları da yapacak ekonomik motivasyonlarıda olamayacak... Acaba Avrupa ve ABD'deki satış istatistikleri nedir? ''Out of stock''(Puma'nın kendi mağazası Türkçe yazmıyorlar henüz :@) diyor sitelerinde ama ''bu fiyat''(1200 euro demiştik değil mi? 1199'muş afedersiniz!) ve ''Steel''(söylenişi stil gibi ama çelik bissürü parça) özellikleriyle Rafa kaldırılıp unutulacak bu güzel icat!

Son olarak bisiklete kendimi gittikçe kaptırmaya başladığımın kanıtı olmaya başladı bu durum... Önceleri sadece ayda bir yayınlanan haberlerden ve forum dedikodularından dindirdiğim bisiklet hastalığı gittikçe çoşmaya başladı... Artık haftalık haberler yetmez bir açlığa eriştim :). Umarım kısa bir sürede bu iş düzene girer, yoksa gece gündüz bisiklet derdinden gelecek planlarım suya düşecekler...

Tunç
(Evet bunu da ben yazdım :D )

Pazartesi, Haziran 04, 2007

Bisiklet Filmleri

Hatırlıyorum, bir süre önce bir internet sitesinde[:)] bisiklet filmleri festivali ile ilgili bir haber görmüştüm. Derken internet ortamında bir yerlerden reklamlardan linklerden vs bu sayfaya ulaştım... Geçen gün ise bir sinema dergisi aldığımda 78'nci sayfasında, babalar günü ile ilgili bir derlemede içinden bisiklet geçen bir filmden bahsediliyordu;

Bisiklet Hırsızları (Ladri di Biciclette) 1948 yılında Vittorio De Sica tarafından yapılmış bir film... 2. Dünya savaşı sonrası yıllara denk gelen bir döneme ait olan Bisiklet Hırsızları, fakirlik içinde geçen bir baba-oğul ilişkisi ile bir bisikletin yollarının kesişmesinin hikayesiymiş. Bütün varını yoğunu bir bisiklete yatırıp afiş asma işine giren bir babanın daha ilk gününde bisikletini çaldırması ve oğluyla birlikte onu aramasını anlatmaktaymış... Film ile ilgili ayrıca bir de wikipedia link'i bulunmakta...

Bu film ile ilgili başka bir haber, link, DVD yada VCD vs var mıdır diye ararken ise beni başka bir film'e götürdü; Link'te tükendiğini gördüğüm bir film olsada film hakkında oldukça geniş bir bilgi veren açıklamaya sahip siteden de bir özet alırsak hikaye şöyle;

Üç Tekerlekli Bisiklet, Ömer Lütfi Akad ve Memduh Ün'ün yönetmenliğinde çekilmiş. Orhan Kemal'in bir kitabından(Kaçak) uyarlama olan senaryosunda 3 kişilik bir aile ile 3 tekerlekli bir bisiklet kavramı ilişkilendirilmiş. Siyah beyaz olan bu filme 1965 yılında İzmir Film Festivali'nde En başarılı Film ve En Başarılı Kadın oyuncu ödülleri de uygun görülmüş. Başrollerde Nurhan Nur, Ayhan Işık[:)] ve Sezer Sezin(En Başarılı Kadın Oyuncu Ödülü almış!) isimleri yer almış. 1982 yılında Memduh Ün tarafından tekrarı çekilen filmde bu sefer başrollerde Tarık Akan ve Fatma Girik rol almışlar.

Bu filmlerden sonra varlığından haberdar olduğum bir başka film ise;
Beyaz Bisiklet, 1986 yılında Nisan Akman yönetmenliğinde Elif Film tarafından yapılan filmde 2 manikürcu kızın birlikte çıktığı yaz tatili konu ediliyormuş. Başrollerde Derya Arbaş(günümüz dizilerinde sıkça yer almakta olan bir oyuncu), Yaşar Alptekin(BSD üyesi olduğu iddia ediliyor; Link), Songül Ülkü(Anayurt Oteli ve Neredesin Firuze'de rol almış; Link), Sedef Ecer(Bir Yumurcak filmi de dahil olmak üzere çeşitli filmler; Link) yer amaktaymış...
İlişkileri, sorunları vs anlatılan film'de konunun bisikletle nasıl bağlandığını merak ediyorum bende :). Bu film hakkında bilgi bulmak ise oldukça zor oldu, en temiz bilgi bu linkte!

Birde 2002 yılından bir köşe yazısı gözüme takılanlar arasında, arasıra bakmakta yarar olur...
Tunç

Cumartesi, Mayıs 26, 2007

Kapadokya 2007 Hakkında...

Ülkemizde düzenlenecek Avrupa Şampiyonası ve Türk sporcularından ne sonuçlar beklemeliyiz üzerine biraz beyinfırtınası, biraz beklenti...

Ülkemizde düzenlenen yarışlara yabancı katılımcıların artmasıyla MTB dünyasıyla ilgili garip fikirler kafamda dolaşmaya başladı. Özellikle yaklaşan ve ülkemizde düzenlenecek olan Avrupa Şampiyonasıda göz önünde bulundurulunca sporcularımızın neler yapacağı nasıl sonuçlar alacakları nedense benim için çok önemli bir merak konusu... Eğer sizin içinde aynı soruların cevapları önemliyse buyurun;

Bu konuda fikirler üretip ortaya sunmadan önce biraz eski sonuçlar abakmakta yarar var gibi... Örneğin geçen seneki Avrupa Şampiyonasında ne olmuştu? İyice bir hatırlamakta yarar var. Tabii ki bu hafıza çalışmasında sporcularımızla birlikte ülkemizdeki yarışlara katılım gösteren birkaç isimide göz önünde bulundurmak iyi olacak gibi;

Geçen sene Alpago'da (sonuçlar için) yer alan sporcularımızdan Mehmet Kurt(79) ve Mehmet Sevinç(77) 3 tur atan sporcular arasında yerlerini alırken Bilal Akgül(64) 4 tur atan sporcular arasında yer almışlardı. Ayrıca bu sene B.ada yarışında izleme imkanımız olan (İRL)Robin Seymour(73) 3 tur atan sporcular arasında yerini alırken ülkemizde birçok yarışta izleme imkanımız olan (ROM)Tudor Oprea Ovidiu(54) 5 tur atan sporcular arasında yerini almıştı. Yine B.ada yarışında izlediğimiz (İSR)Dror Pekatch(78) 3 tur atan sporcular arasında yer alırken geçen sene İzmir yarışını kazanan (UKR)Sergiy Rysenko(40) 6 tur atarak ilk 50 içerisinde yer alan sporculardan olmuştu.

Elbette bu sonuçların geçen seneye ait olması ve gerçeğe kusursuz yakınlıkta bir cevap vermediğini unutmamak gerek. Daha sağlıklı yorum için bu sene Nisan ayının son haftasında gerçekleştirilen dünya kupası sonuçlarına (sonuçlar için) da göz atmakta yarar olduğu ortadadır.

Belçika'nın ev sahipliği yaptığı 2007 XCO WC organizasyonunda tanıdığımız isimlerden Roel Paulissen kendi ülkesinde 4ncü olurken (FRA)Julien Absalon 2nci sırayı (İSP)Jose Antanio Hermida Ramos'un 45sn kadar gerisinden gelerek almıştı. Büyük bir takipçi kitlesine sahip olan sporculardan Bart Brentjens'in 51inci olduğunu gördüğümüz listede geçen sene Yalova ve İzmir yarışlarında izleme şansını yakaladığımız Yury Trofimov ise 33ncü sırada yer alan sporcu olarak dikkat çekmekte.

Ülkemiz sporcuları ise Bilal Akgül(119), Kamil Alev(170), Muammer Yıldız(177), Mehmet Kurt(178) ve Uğur Hakkı Tosun(182) sıralamasıyla listede yerlerini almışlardı. Bu sonuçlar göze çok umut verici gelmesede farklı bir coğrafyada olmanın antrenamn ve motivasyon düzeyinin ve bu tür müsabakalardaki tecrübenin(yarış heyecanı vb.) etkisini de göz önüne almakta yarar olduğunu unutmamak gerek. Bu nedenle sporcularımızın daha yüksek yerlerde bulunabilecekleri düşüncesindeyim. (Aslında sporcularla bu yarış hakkında izlenimlerini, düşüncelerini dinlemekte büyük yarar var...)

Yaklaşan Avrupa Şampiyonası ile ilgili fikirlere gelirsek sporcularımız birçok yarışta yakın zamanlar elde etiği sporcuların üst sıralardaki yerleri artık Türk sporcuları için de bu üst sıraların hayal olmadığı bende ağır basıyor. En azından ilk 50 içerisinde ev sahipliği avantajınıda kullanarak 3 sporcu görmek bana sürpriz değilmiş gibi geliyor. Geçen sene her ne kadar sezonun sonuna doğru olsada Yalova ve İzmir yarışlarında Bilal'in Yury'nin önünde bitiriebildiğini düşünürsek iyi strateji motivasyon ve parkur tecrübesi ile sporcularımızın bunu başaramaması için hiçbir neden göremiyorum. Siz ne dersiniz?.

Tunç
[ksshrddi]

Cumartesi, Mayıs 12, 2007

http://www.turkrockfestivali.com/

http://www.turkrockfestivali.com/

Bugün bu haberi google reklamları sayesinde aldım... Benim oldukça duymaktan hoşlandığım bir haber olduğundan reklamların ne kadar işe yarar olduğunu, haber almak için ne kadar önemli olduğunu görmeme fayda sağladı :).

Ayrıca hem bir haber sitesine tıklayarak bu kuruma para kazandırdım, hem de bu festivale bir reklam gideri olusturdum.. bu açığı bir haber ile buradan kapatmaya çalışacağım... sanırım ilgili arkadaşlar okuyup bilgilenirler... :)

Aslında bisikletin arkasına kamp malzemelerini atıp şile'de 3 gün konserle birlikte konaklayıp, turlayıp, eglenip 3 gün sonunda farklı bir rota ile geri dönüş gerçekleştirilebilir... Güzel bir konaklama amacı ile iyi bir bisiklet turu olur... Değil mi? :)

Tunç

Cumartesi, Mayıs 05, 2007

2. Nature Valley Büyükada MTB Kupası

*Turgut'un ricası ile Büyükada Yarışını Ametist'e raporlamaya çalışacagım... olursa yayınlar olmazsa burada olduğuya kalır :).

Okulumuzun yeri nedeniyle en azından yarı zamanlı bile olsa bir İstanbullu'sun. Düzenli haftalık etkinliklerinde ne yaparsın? Boş zamanlarında arkadaşlarınla toplaşıp istiklal'e gitmek, bazen boğaz kenarına inip çay-kahve içmek, havalar sıcaksa bir gazoz veya dondurma ile serinlemek falan fıstık... Arkadaşlarınla toplaşıp gezmeler, tiyatro, sinema veya sohbetler senin için geçerli eğlence biçimleri... Peki daha başka türlü etkinliklerle günlük yaşantını süsleyemez misin? Hafta sonları doğa yürüyüşleri, şehir gezileri belkide bisiklete binmek... İşte sana burada bisiklete binen ve bunun sonucu olarak [her ne kadar nedeni bu olmasada] bu etkinliğin daha ileri türevlerine ilgi duyanların hikayesinden bir parça anlatmaya çalışacağım.

Büyükada'da 29 Nisan Pazar günü bir yarış vardı; 2. Natura Valley MTB Kupası. Bu yarış önceleri hafta sonları sahil gezileri yapan daha sonra çevre edinip arazi sürüşleriyle bunu daha ileriye taşıyanlar için çok heyecanlı bir etkinlikti, kimileri için izlemeye kimileri için yarışa katılamaya... İlk defa özel bir kurumun sponsorluğunda ülkemizde bir yarışın gerçekleşiyor olması atmosfere özel bir ek yaparken, uluslarası bir yarış olması nedeniyle yurt dışından gelen katılımcıları izleme, içeridiği birçok kategori ile katılımcıların sahip oldugu hem yarışmacı hem izleyici olma olanağıylada birçok bisiklet sever için keyif verici bir hafta sonu etkinliğiydi.

Bu yarışın nasıl bir içeriğe sahip olduğunu, nasıl bir sponsor bulduğunu ve neden bir sponsorun böyle bir işe para yatırdığını ve hatta neden yurt dışından bir sürü katılımcısı olduğunu kısa kısa ve yetersiz kalacak şekilde bir bilgi vermektense bu konuda bilgi bulabileceğiniz birkaç site adresi verip izninizle bu yükten kaçıyorum.
Dünya sıralamasında(UCI Ranking) yüksek derecelerde bununan yerli ve yabancı sporcuların amansız rekabetinin bulunduğu Elit Erkek ve Elit Bayan mücadeleleri yarışın en keyifli seyir bölümünü oluşturmaktaydı. Diğer önemli kategoriler olan 23 yaş altı ve gençler yarışlarını izlemekte oldukça keyif vericiydi. Bütün bunların yanında 30 yaş üstü, 40 yaş üstü ve 17 yaş altı kategorileri ve bu yazının okuyucu kitlesinin büyük çoğunluğunun yaşları itibariyle içerisinde bulunduğu amatör bisiklet severlerin yarış heyecanının tatmaları için düzenlemede yerini alan Elit B yarışları ile dopdolu bir gün geçirmeniyi sağlayacak birgün, o gün Büyükada'da yerini almıştı...

Toplam 7 değişik kategoride yapılan, 150'ye yakın lisanslı sporcunun katıldığı yarışların sonuçları ise ilginin neden büyük olduğu konusundaki gerekçeleri gözler önüne seriyordu. Elit Erkekler kategorisinde ilk 15 sırada yalnızca 6 Türk sporcusunun yer alması yarışmanın ne kadar başarılı sporcu barındırdığının göstergesiydi[Türk sporcuların bildigi bir parkur olması dolayısıyla daha avantajlı oldukları sanırım sizler içinde şüphe götürmezdir]. Ayrıca Türkiye için en önemli olmpiyat adayı olan Bilal Akgül'ün İrlandalı rakiplerinin arasında yalnız kalıp, onların taktikleri sonucunda yorulması ve birinciliği fazlasıyla hakederken üçüncülükle yetinmeside yarışın ne kadar çekişmeli geçtiğinin görülmesi için bir başka gösterge olarak göz önündeydi. Aralarında Türkiye, İrlanda ve İsrail şampiyonularınında bulundugu İrlanda, İsrail, Sırbistan, Romanya ve Slovakya'dan gelen birçok iddialı katılımcının teknik ve hızlı bölmülerdeki mücadelesini izlemek oldukça ilgiye değerdi...

Bunların yanına diğer kategorilerdeki mücadelelerin seyri de eklenince dopdolu bir gün katılımcı ve seyircileri memnun etmişti. Bu kadar yazı yazılmasına sebep olan organizasyonun sonuclarını da merak edenler için burada dile getirmemek ''sanırım ayıp olur :P'' diyip özet sonuçlara doğru yazıyı yönlendiriyorum. Daha fazla ayrıntı için yukarıdaki linkleri tekrardan tavsiye edeceğim :).

Pazar günü yapılan yarışlarda 7 kategoride mücadele olduğunu daha önceleri dile getirmiştim... Bu mücadelerden en çekişmeli olan Elit Erkekler yarışında İrlanda şampiyonu Robin Seymour ve Niall Davies ilk iki sırayı alırken daha öncede bahsi geçtiği gibi Türkiye'den Brisaspor adına yarışan Bilal Akgül üçüncü oldu. Elit Bayanlarda ise İsrailden İnbar Ronen'in ilk sırayı aldığı yarışta İrlandadan Tarja Owens ikinci ve yine Brisasporlu bir sporcumuz olan Senem Güler üçü
ncü sırayı aldı. Yarışmada gelecek vaad eden sporcuların mücadelesi olan yıldız erkeklerde Hamza Kansız, Kaan Uysal ve Bertan İlhan sıralaması gerçekleşirken, genç erkeklerde Eskişehirden Abdurrahman Dandal, KKTCden Hüseyin Ballı ve Tekirdağdan Metin Barışsever sıralaması gerçekleşmişti. Büyük Erkekler yarışında İstanbul'dan Bora Tirki, Turan Balcı ve Ali Ekber Kılıç tarafından takip edilerek yarışı birinci olarak sonlandırdı. Kırk yaş ve üstü sporcular için düzenlenen kategoride ise yine birincilik kürsüsü yabancı bir sporcu tarafından elde edilmişti. Sırbistandan gelen Aleksandr Mariç'in liderligindeki 40+ kategorisinde Brisaspordan Mehmet Bozdemir ikinci olurken KKTC'den Zihni Üney üçüncülüğü elde etmişti.

Pazar günü olan etkinliklerin özeti bu kadarla bitmeyecek tabii ki, biraz daha söyleyeceklerim var. Yıldız bayanlar kategorisinde birinci gelen Eda Konuk'ta gelecekte başarılı olacağının sinyalini vermekten geri durmazken Elit B adıyla anılan kategoride de oldukça yüksek katılım ve çekişmeli görüntüler izlenmekteydi. Üçüncülüğü İzmirli sporcu Nasuh Yılmazdağ'ın aldığı bu kategoride ikincilik Eyüp Yıldız'ın birincilik ise İstanbul'dan Duygun Yurteri'nin oluyordu. Bu kategorinin birincisinin okulumuzda Fen Edebiyat Fakültesi öğrencilerinden olduğunu hatırlatmakta büyük yarar görüyorum. Elbette Duygun'u bu başarısı için sizlerin huzurunuzda tebrik etmekte sanırım bu yazının sonunda yapılabilecek en güzel hareketlerden biri olur diye düşünüyorum.

Sağlıcakla kalın,
Tunç
beldemir@gmail.com

Cuma, Mayıs 04, 2007

Zırva ?

Son günlerde olanlar nelerdir, ne değildir; ben bile bilemiyorum, size neler anlatayım? Yine bir soruyla blogun karşına oturdum ve zırvalıyorum... Yok asında zırvalamaya oturmadım, ama giriş için birşeyler yazmadan da olmayacaktı, o şeyler de zırva gibi oldu...

Şimdi asıl konuma dönüyorum... Son günlerde neler oldu diye; birkaç kitap okudum, kimisini bitirdim kimisi yine yarım kalmış durumda... Artık aynı anda birkaç kitap okuyarak zihnime garip antrenmanlar yapmaya çalışıyorum. Nerede kalmıştım, ne demiştik vs. gibi sorularla kitaplarda geriye dönüp hafızama oyunlar oynuyorum...

Aslında hatırlaması gerekmeyen şeyleri fazlasıyla hatırlayan beynimin böyle birşeyin aksine ihtiyacı var ama sanırım yaşamımın şu son döneminde zihinsel acılardan keyif alır oldugumdan böyle yapıyorum...

Son günlerde okuduğum kitaplardan aklıma düşen ve tinggk! diye ses yapan [adımı soyadımı hatırlatmak boş kafalı oldugumu ima etmemde yeterince başarılı bir bağlantı olur sanırım :) ] birkaç cümleyi buraya ekleyip ne düşündürdüklerini kendime saklayarak bu yazıyı sonlandıracagım...
  • Özgürlük kelimesini duyarak ama ne olduğunu bilmeyerek yaşamaya sanki mecbur(mahkum demek daha dogru geliyor nedense bana... kim mahkum ettiyse... :D ) ediliyoruz.
  • Özgürce düşünen ve birbirine dürüstçe davranan insanlar neredesiniz?
  • ... düşündüğün gibi yaşa ...
  • ... dostluğu yakalayıp arkadaş olabilmek herşeyden önemliydi...
Son günlerde kafama takılanlar işte böyle ilginç bir alıntı dizilimi oluşuyordu da; hareketlerinde yalancılık, yapaylık sezdiğim insanlardan dolayı mı, korkaklık, samimiyetsizlik gördüklerimden mi böyle takıldım bu cümlelere yoksa insanlar hakkında düşüncelerim konusunda hatalarımı gösterdiği için mi tam olarak çözmüş değilim.

Bu arada alıntılar hakkında hangi kitaptan hangi sayfa vs. diye bilgi vermeyeceğim, hatta kimin olduğu hakkında bile en ufak bir ip ucu bulamayacaksınız... Yeterince okursanız elbet birgün bulursunuz...

Hoşçakalınız...
Tunç

Yayın Başlığı: Herkese Duyurun :P

Başlık yazıyla çok alakalı değil, Blogger'ın Başlık açıklama yazısıyla biraz laf ebeliği... Gelelim konuya; Bir video ve düşündürdükler...