Pazartesi, Eylül 10, 2007

Bugün...

Bugün çok güzel birkaç şey yaptım...

Aynı geçtiğimiz hafta sonu yaptığımız gibi... Hafta sonu Volkan İlhan ve Ben kamplı olacak şekilde Ballıya gittik, biraz tırmandık, uğraştık ve Pazar günü Sedat ve Baki abinin katılımıyla Biraz Buzul eğitiminde gördüğümüz Palanga ve Prussikleme ile ilgili biraz çalışma yaptık.... Dürüst olmak gerekirse Pazar günkü program sadece ögleden sonraydı... Akşam kampta kalan ekibin diğer kamp yapan birkaç kişi ile iyice muhabbete dalıp biraz geç yatması sebebiyle pazar günü biraz yarım kalmıştı...

Hafta sonu için aldığımız duyumlara göre İstanbul'da hava biraz bulutlu vs iken Ballı tam tadında, havasındaydı... Bu da Kartal dahi olsa ev civarında yağan sağanak yagmur yüzünden Ballı'ya gitmekten vazgeçmemek gerektiğini hatırlatmalı ilgililere... Ben bu kadar güzel bir havayı bir daha, bir daha görmek isterim vallahi...

Uzun süredir Windows'umu yenilemeyi düşünüyordum... Artık bir Vista kullanıcısıyım ve oldukça beğendim kendisini... Abim, ben hafta sonu evde yokken oluşan boşluğu iyi değerlendirip beni haftalar öncesinden uyara uyara oluşturduğu bir yedekleme politikası sonrasında bilgisayarımı temizleyip Vistayı kurmuş...

Vista kullanım açısından oldukça göze hoş gözüken, eski türevlerine göre oldukça kullanışlı bir yapıya sahip... Belki yavaş oluyor, belki çok üşenilen bir geçiş süreci oluyor ama Vista bence gördüğüm kadarıyla keyifli bir işletim sistemi... Sanki bir Flash oyunu oynar gibi akıcı ve eğlenceli kullanımı var... Resim albümleri, müzik albümleri vs için dosyalama ve dosyaların ikonlanması çok güzel... Tabii bu işin sadece görsel, işitsel kısmı daha taze kullanıcı olarak performans konusunda çok anlamadığımı da kabul ederek birşeyler yazmamayı tercih ediyorum... Ancak XP'den hatırımda kaldığı kadarıyla daha seri çalışan bir durumda...[Vista'nın taze olduğunu da burada göz önünde bulundurmak gerek...]

Neyse işte... Vista yüklenirken bilg.daki birçok dosya da kaybolup[zamanla ortaya çıkacak tabii ki istediklerim; yedeklemeyi unutmadım] gitmiş durumda, ileti geçmişi, alınan dosyalar vs hepsi belli belirsiz yerlere gittiler, iyi de oldu. Bende bu vesile ile bundan sonra arşiv tutmamaya karar verdim... Hatta arada msn listemi de biraz daha* temizledim... Herkese tavsiye ederim, dogru düzgün selam bile yazmayan arada sırada işi düştükçe birşeyler soranlar yüzünden listenizde koskoca kuru bir kalabalık oluyor... Tabii arada bazı arkadaşlarınız selam yazıp, halini ahvalini anlatıp, sorup soruşturup sizi utandırıyorlar ama yapabilecek birşey yok, kurunun yanında yaşı'da arada yakmak gerekiyor...
*[Msn liste temizli 3 ayda bir düzenli yaptığım bir etkinliktir... Sürekli temizlediğim halde temizlemeden temizlemeye listemdeki kişilerin sayısı 1'er 2'şer artıyor... :)]

Bir başka ilginçlik ise Reklamları görememem... Kendi sitemdeki reklamları düzenleyeyim dedim ama baktım ki yaptığım düzenlemeler işe yaramıyor... Sonra baktım ki Turgut'un sitesinde de yok, arama yapayım dedim Araba arattım yine birşey göremedim ve bu ilginçliğe şaştım kaldım... Kısa zamanda düzelmesini umuyorum, ya da eksik olan eklenti neyse kısa sürede keşfetmeyi... Hayırlısıyla olur inşallah... :). Buradan Mühendislerine sesleniyorum demeyi de unutmamak gerek, nerede bu mühendisler, nerede hizmet :P
Yenilenme işlemi sırasında bir sürü kayıtlı link'i de kaybettim ki bu sebeple eğer düzenli takip ettiğim bir sitenin sahibi iseniz kısa bir süre için sizden özür diliyorum... aklımda kaldığı kadarıyla birçok siteye elbette giriyorum ama artık hiçbir link'i elimin altında tutmamaya karar verdim... Böylece masaüstü, Mozilla veya yer yer kullandığım İnternet Explorer kalabalık bir görüntüye sahip olmayacak... Zaten bisiklet ve haberler ve diğer ilgi alanlarıyla ilgili linkler hafızamda kullandıkça yer ediyorlar...

Neyse işte, bu hafta Turgut gibi blog
[http://turgutbaykas.blogspot.com/] yazmaya özendim, şu oldu bu oldu, şöyle oldu böyle oldu, aman iyi oldu tarzı blogculuk yaptım :). Ayrıca Armutlu Y.adasında Gökhan ile birlikte yaptığımız bisiklet turu ile ilgili raporu biraz erteleyip yerine Flickr albümüme[http://www.flickr.com/photos/tunc_demir] Foto-Roman yapmaya karar verdim... İlk Foto(Şekil1: Google Earth yardımıyla rota tanımı) bu olmak kaydı ile 40'ın üstünde seçme foto ile aklıma gelenler ile turu özetledim... Raporuna kadar idare eder herhalde...

Tunç

Cumartesi, Eylül 08, 2007

Geri Dönüşüm...

Geçenlerde Karfur diye okunan alışveriş merkezlerinin Maltepe'deki yerine gittim. Orada plastik kaşık, çatal, bardak vs. gibi aslında benim daha önceleri almış veya edinmiş olduğum ama annemin çöpe layık gördüğü Dağ'da, kamp'ta mutfak malzemesi olarak kullandığım malzemeleri görmeye gitmiştim. Giderken kısa bir minibüs yolculuğu yapmıştım... Bu yolculuk sırasında perdeye asılı bir rozet birkaç gündür aklıma gelip duruyor... Neydi ki? neler anlatıyordu ki ben böyle takılıyorum? Keşke minibüs yerine bisikletimle gitseydim, biraz gezinti olur, 2 zincir hamlesiyle Karfur'un bisiklet parkına koyardım, bu kadar da takılmazdım... değil mi? Yoksa kafamdaki soruların açığa çıkmasında bir sorgu mu oldu bu küçük rozet?

Gördüğüm rozette geri dönüşüm işareti ve pembe renkli, sık sık görmeye alışık olduğumuz bir şekil[aynı zamanda bir organ ama yanlış anlaşılmalara da oldukça açık olabileceğinden bu değerlendirme daha uygun :) malum pornografi kültürü gittikçe yaygınlaşıyor...] vardı... Neyse işte... Benim merak ettiğim o şekilin ifade ettiği şey acaba geri dönüşümlü müydü? İfade edilmek istenen şey bu muydu? Benim açımdan durum neydi? Bu duruma ''geri dönüşüm neydi?'' deyince kendi cevabımı verebiliyorum...

Geri dönüşüm, cam, karton, teneke vs. gibi bazı maddelerin tekrar kullanılabilmesi, çevreye zarar vermeden, daha doğru bir şekilde uzaklaştırma yöntemi olarak aklıma geliyor. Bunun yerine ise çöpe atıp ne olursa olsun, bana ne diyip umursamamak var. Eğer birşeylerin geri dönüşümlü olup olmadığını düşünüceksek bunlardan hangisinin gerçekleştiğine dikkat etmek gerekiyor sanırım...

Kafamda bu garip sorguyu tamamiyle unutmamak ve şimdilikte daha kolay aklımdan çıkarabilmek için en iyi yöntem sanırım buraya not etmek... Şimdilik bu kadar... Biraz dostlarla görüşüp dertleşelim değil mi?

Tunç


07.09.2007'de saat 17.50 civarı bu yazı yollanmıştı, ancak internet probleminden dolayı ancak şimdi yollayabiliyorum... çevirmen notu :P

Cuma, Eylül 07, 2007

MSN'den... Bir Semt

Arasıra msn'den birşeyleri alıp bazen isim değiştirerek bazen de böylece ekliyorum.... Bazen konuştuğum birşey yazmalara sebep oluyor bazen direk konuştuklarım buraya not oluyor... Onlardan biri... Bana birçok şey ifade ediyor, hatırladıkça şu anda yüzümü güldürmese de ileride yüzümü güldüreceğine inanıyorum... Buyurun buradan bakın.

Bu kişiyle tüm konuşma geçmişinizi görüntüle
*
Turgut:
saol ya
Tunç:
sen sagol :D çok erken olmasın olum cidden :D hava kararsın biraz, :)
Turgut:
17:50 ile gelirim o zaman yenikapıya uğruymoş o :6:30 da görüşelim
Tunç:
olum çok erken yok mu bir sonrası?
Turgut:
sonrası geçe kalır, sen geç gel ben kadıköy ün deli kızlarına takılırım
*
Turgut (16:39):
ee tuncum
Tunç (16:39):
ee ee e :D valla nolsun be abi? :D
Turgut (16:40):
demek beni yalnız çekemiyon ha
Tunç (16:41):
:D orada mı kaldın... seni 3 başıma bile çekemem turgut... biraz zayıfla öyle gel... sen agır oturaklı usuturplu adamsın... benim gibi hoppalara zıpırlara uymazsın...
Turgut (16:42):
çakı gibi adamsın niye öle diyon, ayrıca mühendis sin
Tunç (16:42):
sie :D
Turgut (16:42):
ayrıca jeofizik mühendisisin aşağı doğru baktın mı yerin 7 kat altını görürüsün
Tunç (16:44):
o konuda haklısın lan :D ama aşşagı bakmak ayrı seni çekmek ayrı...
Tunç (16:44):
mesela söyle... öbür ucunda ben baglı olsam, atlar mıydın bir buzul catlagına yine de?
Tunç (16:44):
sen kaç kilosun ben kaç kiloyum... :)
Turgut (16:45):
atlardım tabi cehenneme yalnız gitmek istemem, birlikte yanalım demi
Tunç (16:45):
hehohi... bende bıcakta var ama :D hem bilmez misin? çakı gibi adamım... hemde lazer kesimli isviçre çakısı :D
Turgut (16:45):
demek beni ölüme terk edeceksin ha
Tunç (16:46):
terk etmek? bırakıp gideceğim[gitmek yazmakla ortaya çıkıyor asıl ifade etmek istediğim]? atacagım kurtulacagım oglum :D
Turgut (16:46):
dostu düşmanı tanıyoz msn sayesinde
Tunç (16:47):
yaa öyle... dost dediğin msn'den belli olur zaten... sen git sinemalara ugraşla... sonra msn'de 2 tıkırtı yaptık yetmiyor mu? de... yemezler dostum 90*[burnu havada smiley...]
Tunç (16:47):
biz o msn tıkırtılarını kısa günde kaç kişiyle yapıyoruz biliyor musun?
Turgut (16:47):
bilmiyorum kaç
Tunç (16:48):
ohoo 5 diyim sen anla 10 :D
Turgut (16:48):
niye angut muyum ben, 5 i niye 10 anlıyorum
Tunç (16:48):
yok aslında turgutsunda... kafiyeli oldu[çok istiyorsan ki istemiyor tabii ki!] o da olur :D
Tunç (16:49):
bunu yazalım len birimiz bloga güzel bi konusma oldu uzun süredir, yine, ilk defa :) ...[daha bir saçmalık bulamadım galiba eklemeye kesmişim :D]
Turgut (16:50):
yaz kardeşim
Tunç (16:50):
tamam :)
Turgut (16:54):
tuncum 17:50 ye biniyorum, 6:30 da seni kadıköyde görmeyi umut ediyorum
Tunç (16:55):
tamam dedik ya :)
Tunç (16:55):
sen kızlarla takıl diye yine geç kalacağım, belki bir vefalısını bulursunda arkadaşından vs bizde nasipleniriz...
Turgut (16:56):
vefa ne ?
Tunç (16:58):
istanbulda bir semt işte... ne olacak ya?

İşte bu kadar... aslında yazılabilecek bir sürü şey daha geliyor arkasından... Turgut bu konuştukça konuşuyor geveze herif...

Tunç
Daha iyi olamaz mıydı? diye bir şarkı var, aklıma sürekli o geliyor... ''Hani diyor ya; sözü hiç uzatmadan ...'' daha iyi olamaz mıydı?

Salı, Eylül 04, 2007

Risk Alabildiğin Kadar...

Yine Aladağlara, yine Güneyine, bu sefer Kaldı Buzuluna eğitim amacıyla gittik... Bunun sonucunda 28Agst.-02 Eyl 2007 tarihlerinde Buzul eğitimini almış bulunuyorum, göz göre göre bir buzul çatlağına atlayıp altında 20-30 metre görünen, artı görünmeyen ...(?[belirsiz bence]) bir mesafeye daldım, neyse ki arkadaşlarım emniyetteydiler... İnsanın bu kadar güvenebileceği arkadaşları olması çok güzel birşey... Prusikleyip tırmandım istasyon kurulduktan sonra... Bu şekilde bana güvenip buzula atlayan Volkan'a da teşekkür ederim... Buzda, Eğimli Buzulda yürümeyi, İp birliğinde yürümeyi, Buzuldan adam kurtarmayı ve Buzul Tırmanmayı[Top Rope; üstten emniyetli] da tecrübe ettiğimiz bir eğitim 3 güne çok keyifli şekilde yayılmıştı...

Bunun üstüne başka neler oldu neler... Az kalsın dağda güneş çarpmasını tecrübe ediyordum, burnum yandı, kıpkırmızı yüzümde dekor oldu, dudaklarımın kenarı kupkuru oldu, çatladı vs vb... şu anda galiba rezil haldeyim. [Tabii ki fotolar yakında flickr'da olacak :). Link] Bir buzuldan nasıl gürp! diye ses çıktığını çok yakından duyup ''ölücek miyiz len?'' dedim. Hatta bunun üstüne gece vakti inanılmaz bir buzul göçmesi sesiyle uyandık. ''Lem korku filmi gibi bir eğitim'' sözü Devrim tarafından dillendirilip benim tarafından da mevzuya çok uygun görüldü... Tabi bu sesi duyup ertesi sabah yine buzula çıkacak olmak ilk başta baaaayaa bi yusuflatmadı değil :D.[Yusuf neticesinde ve tabii ki ameliyat politikam[DAG'lı arkadaşlardan ögrendiğim Dağ'da Tuvalet Politikasının kibar telaffuzu :).] nedeniyle bağırsaklarımın yeteneklerini tecrübe eden tüm arkadaşlara, ve çadır içinde tecrübe eden Çağlar, Alper ve Volkana özürlerimi iletirim :). Ama aldığım tepkilerden de gururluyum inkar etmiyorum! ehehe :).]

Ayrıca buzul eğitimi ile ilgili diğer arkadaşların değerlendirmelerini okurken bir söz çok hoşuma gitti. ''Risk alabildiğin kadar mutlu olursun, özgürsün!'' Bu söz gerçekten doğruydu. Sonuna ''seni mutlu etmeyen risk kadar da özürlüsün!'' demek dahilinde...

Neyseki beni üzecek riskler alan birisi değilim. Eğer böyle birileri varsa allah kolaylık versin! Ne demişler; insanlar istediğini, emek verdiğini hakeder... Elbette otobüste radyodan kulağıma gelen sözdeki gibi
''herkes hakettiği gibi yaşıyor...''

Ben mutlu olmak istiyorum, onun için emek verip riskler alıyorum. Hepinize böylesini tavsiye üstü tavsiye ederim.

Bu duruma uyan şarkılar da aklıma takılanlar arasında zaten; ''Özlem Tekin; Dene'', ''Şebnem Ferah; Korkarak Yaşıyorsun''. Artık hangi şarkıya blog yazdığımı düşünmek isterseniz, buyurun :).

Tunç

Pazartesi, Ağustos 27, 2007

Yalan Söylemek

Hayat çok ilginç, insanlar sizi anladığını sandığı zaman aslında hiçbirşey anlamamış oluyorlar... Bitişleri başlangıçları hiç çözemiyorlar... Oysa ben bunu istemiyorum, geçen gün Levent'in bir arkadaşını anlatırken kullandığı gibi Sosyal zekası gelişmiş insanları istiyorum.

Yazılarımdan birinde bir söz yazarak bitirmiştim; Yine de sevgilerimi ve saygılarımı sunmaya çalışıyorum... demiştim. Bu sözün ne anlama geldiğini anlayamayanlara çok üzülüyorum. Onlara o yazıyı baştan sona okumalarını ve bazı şeylerin ne zamandan beri farkında olduğumu düşünmelerini istiyorum. Yalan söylediğinizde o yalanla ilgili kesin bilgiler sizin ne kadar alçalabileceğinizin ölçütüdür. Ve ben bunu ne yazık ki birileri için ölçmüştüm.

Yalanlarınız için teşekkür ederim. Bana hayata dair bir tecrübe daha verdiniz. Ancak sizin için çok üzgünüm. Sizleri daha fazla yakınımda, yakınım olarak görmek istemiyorum.


Yine ve yine de sevgilerimi ve saygılarımı sunmaya çalışıyorum...
Tunç

Pazar, Ağustos 12, 2007

Misafir Umduğunu Değil, Bulduğunu Yer

Az önce tv izlerken birşey gördüm... Bir tv programında başka bir programının yapımcısı konuktu ve kendi programını anlatıyordu... Konuk programcı Bruce Parry diye birisiydi; Discovery Channel için Going Tribal diye bir program yapıyormuş kendisi. Bu programda bazı kabilelere konuk olup onlara uyum saglamaya, onları anlamaya calışıyor vs... Programın linki burada, yakın zamanda videoları vs indirip program hakkında bilgimi arttıracağım sanırım...
Link

Peki bu programda nedir bu kadar ilgimi çeken derseniz, cevap şöyle olacaktır; İlgimi çekecek kadar görüntü izlemedim, ancak programını anlatırken söyledikleri birşeyler çağrıştırdı, yazıya dökeyim dedim. Aklıma gelenler ise şöyle duruyorlar;

Bruce abimiz konuk olduğu kabileleri anlamak, daha iyi tanımak ve yakın olmak için onlarla birlikte, onlar gibi yaşıyor... Yemek olarak onların yediği kurtları yiyor, ilaç olarak onların böceklerini, zehirlerini kullanıyor, kulağını temizlemek için onlar gibi ufak kurtları kulağının içine sokuyor [:S] vs vb. Avlanmak, beslenmek, temizlik vs tam olarak onlar gibi davranıyor... Böylece anlamaya çalıştığı kabilelerin kendisini daha iyi kabul edeceğini düşündüğünü belirtiyor... Eğer onların yediği bir kurt'u iğrenç bulup yemezsem bu ufacık ayrıntıdan bile rahatsız olabiliyorlar diyor[ne acı!]. Onlara bir misafir olduğunu ve iyi bir misafir olmak için uyum sağlamanın gerekliliğini dile getiriyor. Bencede çok haklı! İnsanlar içinde olmak istediği ortamlara, koşullara uyum sağlamayı bilmeliler...

Bruce abinin kabilelerle olan ilişkilerini insan işkilerine, iletişimine uyarladığınızda ise karşınıza bir gariplik çıkar. Ev sahibi olursunuz, insanların sizin koşullarınıza uymasını beklersiniz. Aynı başlıktaki atasözümüzdeki gibi. Ancak kaçırdığınız birşey vardır, bu atasözü insan ilişkilerini tanımlamak için yetersiz kalır. İletişimdeki çift yönlülükten dolayı kendinizi ev sahibi olmanın bütün havasıyla gösterişiyle yüklerken aynı zamanda misafir olduğunuzu unutursunuz. Uyulmasını beklediğiniz beklentilerin birde karşılığı olduğunu, sizinde uymanız gereken bazı beklentiler olduğunu unutursunuz. Kimi zaman misafirinizi kusurlarıyla yargılar, kimi zaman yorar, hırpalarsınız; malum unuttunuz ya! Bu unutmada tabii ki size ev sahipliği yapanın fazla anlayışlı, fazla hoşgörülü olmasıda kusurlardan biridir. Bu anlayış ve hoşgörü yüzünden doğru olanı bilemez göremezsiniz, taa ki gün gelip ev sahibinin sabrı sınıra dayandığında, sizin de bir misafirliğiniz olduğu ev sahibi tarafından hatırlatılıncaya kadar. Önce belli belirsiz bir huzursuzluk kaplar içinizi, sonra apacık bir ev sahibi sorunu gün yüzüne çıkar. Hatta kimi zaman Avrupa'dan misafirlerim gelecek evi boşaltın diyenleri bile çıkar.

Bu tür durumlarda hep bir burukluk kalır insanın içinde; ev sahibi kiracı ilişkisi soruna dönüşür. Bunun çözümü ne zamanı geriye sarmak, ne özürler dilemek ne de geçmişteki hataları keşke yağmuruna tutmaktır. Bunlar sadece sorunu daha da büyütür ve göz önüne getirir. Bu yaprağını böcek sardı diye bir ağacın koskoca dalını kesmek ve bunun sonucunda koca ağacı[kimseye yaş odun deme iması içermiyor :)] kökünden kaybetmek gibi bir durum diye gözümde canlanıyor.

Yapılabilecekler konusunda ise aklıma üstte Bruce abimizin de dikkatini çeken aslında ufacık ayrıntı olanlara kabile zihniyetiyle takılıp kendini burmamak en iyisidir. Kendinden daha değerli neyin var ki onu yıpratıyorsun... Ayrıca böyle bir durum ile ilgili aklıma bir Zardanadam şarkısında geçen söz geliyor; ''beklentiler yorar insanı''. Şarkının geneliyle belki alakası yok ama beklenti deyince aklıma iyi anlamlarla bu söz pek sık geliyor. Kimseden şımarık, nedensiz şeyler beklememek gerektiğini, böylece var olmayan sorunlar üretmemeyi ve üremiş olan sorunları temelinden ortadan kaldıracak bir tavırda olunacağını düşündürüyor.

Tunç
Zorlukları hızla değil, sabırla aşacaksın!

Cumartesi, Ağustos 11, 2007

Gökova Bisiklet Buluşması


Bir forumda gördüğüm haber; evet bisiklet ile ilgili... Buralarda bulunsun gözümün önünde. Zararı gelmez! :) Hatta birileri buradan görür de ilgi gösterir kim bilir :).

Bir bisiklet forumu olan BisikletForum aracılığıyla tanışan insanların buluşmak için Valilik, GSİM gibi resmi kurumlarla ilgili işleride halledip yasal hale getireceleri etkinlik. Umarım bende katılırım...
Sanırım Gökova'da bisiklete binmek için bundan daha iyi bir bahane daha uygun bir ortam bulamam, bulamazsın, bulamazlar; bulunmaz...

Olay ise şudur...

GÖKOVA PEDALLARIMIN ALTINDA BİSİKLET BULUŞMASI–1

Arkadaşlar Merhaba,


Bizler Muğla Bisiklet Platformu çevresinde toplanmış, ülkemizde ve dış ülkelerde çok sayıda bisiklet turuna katılmış, amatör olarak uzun mesafe bisiklet sporu yapan, bisiklet yarışlarına katılan, bisiklet sporunun yaşamımızdaki hayati önemi ve toplumsal sağlık açısından güçlü rolüne inanan, doğayı aktif olarak seven ve koruyan bir ekibiz.

Muğla Bisiklet Platformu olarak amacımız bisiklet sporunu temel araç olarak kullanarak, insan sağlığı, toplum sağlığı ve çevre sağlığını korunmak, sağlıklı bir toplum için gerekli şartları yaratmak, yaşam kalitemizi düzeltmek, çevremizi yerel ve küresel açıdan korumaktır. Ülkemizde ve dünyada barışın sağlanmasının yanı sıra doğa dostu bir spor olan bisiklet turizmi yolu ile, ülkemizde spor ile turizmi birleştirmek, bir kültür ve turizm kenti olan ilimizde spor ile doğanın ve kültürün korunması, geliştirilmesi ve toplum içinde yaygınlaştırılması ve ülkemizde bir ilk olarak her yıl ilimizde bir bisiklet buluşması gerçekleştirilmesi, bu buluşmanın Gökova Körfezinde uluslar arası bir şenlik havasında her yıl tekrarlanarak gelenekselleştirilmesi için faaliyette bulunmaktır.

Ekolojik bir spor dalı olan bisikletin aynı zamanda bir ulaşım modeli olarak ülkemizde bisiklet kullanımını ilerletmek ve teşvik etmek, ulaşım planlaması ve yönetimin dikkatini, bisikletlilerin gereksinimlerine çekmek, bisiklet turizminin, ülkemizde bir turizm alternatifi olarak gündeme sokulmasını sağlamak, çölleşmeyle mücadelede dünyaya örnek bir hareketi Türkiye'den başlatan TEMA ’nın mücadelesine destek vermektir.

Bisikletçiler kendilerine ait bisikletleri ve kamp malzemelerini kullanacaklardır. Konaklama, su ve tuvalet bulunan herhangi bir kampingde yapılacak, yemekler lokantada yenilecek veya bakkal vs den temin edilecek ve sporcular tarafından hazırlanacaktır.

Parkur
1. gün: Akyaka- Akbük- Ören- Çökertme (60 km)
2. gün: Çökertme– Mazıköy- Çiftlikköy- Bodrum (65 km.)
3. gün: Bodrum- Datça Körmen Lmn.(feribotla)- Bördübet- Amazon (45 km)
4. gün: Amazon- Hisarönü- Marmaris- Uçurtma (37 km.)

Tarihler
Başlangıç tarihi ve yeri : 25 Ekim 2007 Perşembe Akyaka
Bitiş tarihi : 28 Ekim 2007 Pazar Marmaris

İletişim için; H.Can DEMİREL hcandemirel[@]hotmail[.]com

daha ayrıntılı bilgi linkteki forumda...
Link

Yayın Başlığı: Herkese Duyurun :P

Başlık yazıyla çok alakalı değil, Blogger'ın Başlık açıklama yazısıyla biraz laf ebeliği... Gelelim konuya; Bir video ve düşündürdükler...