Cumartesi, Kasım 18, 2006
Yolda 2
Perşembe, Kasım 16, 2006
Yolda...
Bugün eve gelirken uzuunca düşündüm. Aslında son günlerde başıma ilk defa gelmiyordu bu düşünceler. Hayat, tereddütlerim vb. üzerine... Öyle düşündüm ki aklımda hiçbirşey kalmamış... sadece bugünün özeti olarak benimsediğim bir cümle var aklımda... :P
Kapıldığım düşüncelerde elbette en çok etkili olan dinlediğim şarkılar... Uzun bir süre dinlemediğim, Türkçe müzikleri geçen gece içinde bulunduğum hale uygun olarak seçmiştim. Ara ara birkaç şarkı dinleyip albumleri seçmiştim. İsimlerinin ne olduğu konusuna gelince; halime uygundu :).
Süprüzler :) yaşamadım mı? Yaşadım elbet... Çok beğendiğim bir deneme şarkısından sonra listeye eklediğim albümun fos çıkması en kötü süprüz olmuştu. Ama tereddüt ile aldığım bir albümde ''tereddüt'' ile ilgili bir şarkı çıkıp içinde bulunduğum durumu özetleyince yaşadığım kötü süprüz önemsiz kalmıştı. Tekrar tekrar dinlemiştim, tekrar etmenin en kibarcasından pokunu çıkarmıştım. Buna ek olarak bazı kısımlarının aklıma takılmış olup hatırlamaya çalıştığım bir şarkının da aynı topluluk tarafından yorumu bu albümde yer alınca değ(y?)meyin keyfime diyebiliyordum...
Aklıma takılan şarkı neş'eyle, gözle mey'ile ilgiliydi. Tereddüt ile ilgili olan şarkının adı ise tereddüt'tü :). Yani sadece ilgili değildi, ta kendisiydi. Zaman'ın durduğu andan bahsediyordu. Söyleyecek çok sözü olup tereddütten dolayı susandan bahsediyordu... Bir adım sonrasında dönüşü olmayan yolda olandan bahsediyordu. Yani hayallerine ulaşandan, ama kafası karışandan bahsediyor... Bir sevdanın peşinde, tereddüt içinde olandan bahsediyordu... Şu bir gerçek tam bugünümü anlatıyordu... Aslında herkese, hergünü farklı sevdalar peşinde geçenlere tereddütleriyle ilgili cok güzel bir hikaye sunuyordu.
O kadar bahsetikten sonra birazda reklamlarını yapmak gerek diye düşünüyorum. Topluluğun adı İncesaz. Resmi internet sitelerinin adresi: http://www.incesaz.com/. Buna ek olarak, 5 Aralık 2006 günü, CRR Konser Salonunda, Güzin Değişmez'in solistliğini yapacağı ''Güz'ün Şarkıları'' konserinde sahneye çıkacaklarmış.
Tunç{ndnwey}
Hayat tutuyor elimden, oysa ben dokunmasıyla bile sarhoş olabilecek durumdayım... Peki... ya sarılırsa?
Salı, Kasım 14, 2006
LOUİS MANGAAL!
Yine dağıttığımız herşeyi topladık, eski düzeni kurduk ve evlerimize yol aldık. Yaklaşık 10dk. oldu eve gireli, kafam güzel ama unutmadan yazayım dedim. Tam başlıyordum ki bir olay gerçekleşti, buraya not etmeye karar verdim. HBG aradı ve ''eve vardın mı?... Bir sorun oldu mu?... Haydi görüşürüz, Hoşçakal!'' dedi. Yani olay görüşmelerde bitmiyordu her seferinde tekrar başlıyordu :).
Bir daha ki sefere... Görüşmek üzere...
Pazartesi, Kasım 13, 2006
Messenger üzerine...
Aslında en değerli şeyim olan zamanımı ortaya koyuyorum... İnsanlar acaba bunun değerini biliyorlar mı? Kitap okuyup kendimi geliştirmek, ders çalışıp hedeflerime ulaşmak ya da bisiklete binip bedenimi mutlu etmek varken neden msn?
Hepimiz yapıyoruz bu işi... Yarın geriye dönüp baktığımızda hatırlayacak mıyız bunu? Değecek mi yaptığımıza... Oyalanmamalı zaman kaybetmemeliyiz... Gençliğimiz elimizden giden başka birşey değil...
Tunç
Durum [Göz, Orman...]
İki küçük göz, bir çift göz vb. deyimler... ya da belki de bir yansımasıydı içinde olduğum durumun, o zaman; göz almak, göz kamaştırmak vb. deyimler... Daha önce duymuştum elbette, herkes gibi... Ama ne anlattığını ilk defa anladım.Bir sorumluluk anında, öncesinde belki de çok mühim olmayan bir hikayesi olan, ama yine de hatırladığım bir durumda, bir anda. Yukarıda bahsettiğim, o iki küçük göz'e baktım, daha önce de gördüm mü, tanıdık mı, kimindir, nedir nasıldır ... ? Sorularının cevaplarıyla ilişkisiz olarak o iki göz*, bir merhaba!'yı boğazıma tıkadı. Bir an hepsi birarada, heyecan, korku, gerilim, sıkıntı, coşku ve en önde telaş, üzerime geldiler. Bu için de olduğum durumda yaşadığım tüm baskı bacaklarıma etki ederek, 'ora'dan, o alışkın olmadığım durumdan, sıyrılmama ve sonrasında kaçarcasına koşmama yol açtı.
(* Köz'ü de kullanabilirdim... İçimi yakan manasıyla...:) Belki de bu ikisinin köken olarak bir bağlantısı vardır. Aslında boğazın düğümlenmesi, kuruması aynı şeyler... değil mi?)
(Sonuca geldik galiba :) )Siz olsanız, kaçmaz mısınız? Düşünüyorum da orada kalmaya yine de cesaret edemiyorum, kaçtım haklıydım diyorum. Aklıma geldikçe 'o gözler beni içine çekiyordu'. Bir daveti vardı ama sonrası belirsizdi. Ne bir harita veriyordu ne de içinde kaybedip yok olacağımı söylüyordu. Mest oluşum ya da mahvoluşum olabilirdi, (farketmez!) ama benim için haddinden çok belirsizdi.
Neyse işte böyle bir 'durum', iki göz'de iki orman... ama biliyorunuz ki aynı anda 'bir' şey'e odaklanabiliyor insan, o bir saniye'de milyon kere birinden ötekine bakmak tüketiyor sizi o an. Hangisine bakacağınızı bilemediğiniz bir ortam, siz olsanız, korkmaz mısınız? Siz olsanız, kaçmaz mısınız?
Tunç
Laktat ve Laktik Asit - Efsanelere Cevap(2004)
[Dario Frederik (www.wholeathlete.com) egzersiz bilimi mastır'ı yapmış, bir spor piskolojisi mezunu... ]
Çalıştırıcı(antrenör) ve egzersiz uzmanlarının karşılaştığı en ilginç durum, çalışma fizyolojisinin en basit şekilde sporculara anlatılmasıdır. Elbette en genel hedef, sporculara faydalı bilgiler sağlayıp en başarılı çalışma ortamını sunmaktır. Ancak bazı kavramların basite indirgenmesi yanlış anlaşılmalara yol açabilmektedir. Laktat'da bu üzüntü verici kaderi paylaşanlardandır.
Laktat ya da Laktik asidin yorgunluk(bitkin düşme?) durumundan sorumlu tutulması aslında çok karmaşık bir işlem olan kas çalışmasının anlatımında düşülen bir yanlış anlaşılmadır. Egzersizin artmasıyla birlikte laktat miktarının artması ve yine egzersizin artmasıyla yorgunluğun artması bazılarımızın ''laktat artımı yorgunluğa neden olur'' diye yorumlanmasına(kabul etmesine?) yol açmıştır. Bu yanlışı açıklamak için örnek vermek gerekirse; eğer biz kalp atım ritmini anlamamış olsaydık ve birisi kalp atım ritmiyle yorgunluğu ilişkilendirseydi ve egzersizle birlikte hem kalp atımı hem de yorgunluk arttığı için; ''kalbin ne kadar çok atarsa işte o kadar yorulursun'' deseydi aynı bunun gibi yanlış bir sonuca bağlama olurdu. Elbetteki biz kalp ritminin yorgunluğun kaynağı olmadığını biliyoruz. Aynı laktat'ın yorgunluğa neden olmadığı gibi...
Laktat meselesini iyice anlayabilmek için hem iyi biyokimya hem de iyi bir fizyoloji bilgisi gerekmektedir. Bununla birlikte, güncel birçok fizyoloji ders kitabı bile(2004) laktat içeriği bakımından geçersiz durumdadır. Sadece birkaç yol gösterici (ve ne yazık ki çok yeni olmayan) kitap laktat metabolizması konusunda kabul edilebilir(yol gösterici?) durumdadır.
Yaygın olarak bilinen birkaç yanlış anlaşılmayı sınarsak;
- Laktat birikimi kaslardaki yorgunluğun nedenidir...
Yanlış! Laktat yorgunluğa neden olmaz ve bunun aksine çok kullanışlı ve verimli bir enerji kaynağıdır[2].
- Kandaki laktik asit, laktat analizör'ü ile ölçülebilir.
Yanlış! Kanda laktik asit bulunmaz. Üretildikten sonra en kısa sürede laktik asit olduğu düşünülen madde laktat ve hidrojen olarak ayrıştırılır(Ayrıntı aşşağıda var). Laktat analizör'ü kandaki laktat(kullanışlı bir yakıt) yoğunluğunu ölçer.
- Laktat arıtımı ve laktat dayanımı(derecesi?) vücudun yorgunlukla nasıl başa çıktığının göstergesidir.
Yanlış! Laktat yorgunluk kaynağı olmadığından dolayı, kandaki laktat arıtımı vücudun laktat'ı ne derece yakıt olarak kullanabildiğinin göstergesidir. Vücud laktat'a dayanmaktan öte, glikozdan önce enerji kaynağı olarak kullanır[6].
- Laktat ölçümü başarım ölçütü olarak güvenilir bir kaynaktır.
Bu çok tartışılmış bir konudur. Laktat üretimi egzersiz yoğunluğuyla birlikte ilerleyerek artmasına rağmen, laktat'ı yakıt olarak kullanma yeteneği kişiden kişiye, çalışma düzeyine, beslenmeye ve dinlenmelere bağlı olarak değişiklik gösterir[5]. Ayrıca laktat'ı yakıt olarak kullanma yeteneği, sürdürülebilir en yüksek iş yoğunluğu ve laktat'ın kandaki bulunma miktarı(egzersiz durumuyla ilişkili olarak?) ile çeşitlilik gösterir[4]. Bu açıklama ile durağan bir laktat seviyesinin başarım ölçütü olarak geçerli bir belirteç olamayacağını belirtir.
- Laktat değerlerinin ölçümü sürdürülemez iş yoğunluğunda yorgunluk kaynağı olan hidrojen birikimini yansıtır.
Laktat ve hidrojen oksijensiz(anaerobic) metabolizma ürünleridir. Hidrojen birikimi yorgunluk oluşumuyla balantılı olsa da, kandaki laktat miktarı ile birebir oranda bir ürün oluşmaz. Daha da önemlisi, bazı kanıtların gösterdiği kadarıyla, hidrojen birikiminden başka mekanizmalar sürdürülemez iş yükü altında kas yorgunluğunun birincil sebebi olarak belirlenmiştir[8,9].
Pazar, Kasım 12, 2006
Pera Müzesinden Notlar 01-04.11.2006
İmparatorluk'tan Tablolar bölümünde aldığım bir not: ''Haremi ilginç kılan, dış dünyaya kapalılığı kadar bu kapalı kapılar ardında yaşandığı düşlenen erotizmdir. Avrupalı erkekler için doğulu kadın, zamansız bir dünyada yaşayan ve kendisini efendisine hazırlamanın dışında bir işi olmayan bir sultan ya da bir cariyedir. Ulaşılması imkansız onca kadını görebilme hayali ve tek bir erkeğin bu kadınların hepsine sahip olması, harem fantezisinin en temel öğeleridir. Buna karşılık, Osmanlı haremine girme olanağını bulan Avrupalı kadınların anlattıkları ya da resimledikleri harem, farklı bir dünyayı gözler önüne serer. Onların haremleri, yer yer Binbir Gece Masalları'nın izlerini taşısa da çoğunlukla ağırbaşlı ve saygın ev ortamlarıdır. Ancak Oryantalist söylemde etkili olan, erkeklerin bu konuda yazdıkları ve betimledikleridir, çünkü onlar Batı'ya, Batı'nın onlardan beklediğini verirler; kadınların yazdığı ya da çizdiği, gerçeğe daha yakın olsa da Batı için aynı çekiciliği taşımaz.''
Alıntı'nın Link'i
İmparatorluk'tan Tablolar bölümünde aldığım bir daha not: Osmanlı tablolarında özellikle Padişah ve Şehzadelerin resmedilişi çok ilginç. Dudaklar parlak yanaklar pamuk gibi küpeler kolyeler çok fazla miktarda... Osmanlı'da metroseksüellik akımı yaşanmış anlaşılan :)...
Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri bölümünden... ''Dirhem... hem para, hem ağırlık... para ve ağırlık ilişkisi... ''Yükte hafif pahada ağır.'' lafı daha türememiş bu zamanlarda...
Konstantiniye'den İstanbul'a Fotograf Sergisinden: Denize nazır güzel kahveleri vardır, güneşli yaz günlerinde serin bir damın altında oturur ve eski bir deyişi hatırlarız...[Çınaraltı ile ilgili bölümde...]
Gönül ne kahve ister, ne kahvehane,
Gönül ahbap ister, kahve bahane...
Konstantiniye'den İstanbul'a Fotograf Sergisinden bir alıntı daha: Tarabya; thera ve peia kelimelerinin birleşimi olan Therapeia yani Şifa verici kelimesinin Türkçeleşmesiymiş...
Şimdilik bu kadar umarım bir daha gider yeni notlar çıkarırım... Çok güzel bir müzeydi, herkese tavsiye ederim.
Tunç
Yayın Başlığı: Herkese Duyurun :P
Başlık yazıyla çok alakalı değil, Blogger'ın Başlık açıklama yazısıyla biraz laf ebeliği... Gelelim konuya; Bir video ve düşündürdükler...
-
İşte burada, Gezegeni Kaşıkla Kurtarmak başlıklı yazıyla ilgili, orayı da okursanız sanırım iyi olur... Sevgiler... Merhaba Tunç Bey, B...
-
[*About.com'dan yararlanılmıştır.] Havalar soğudu ve artık her gün yağmur yağıyor. Mevsim itibariyle bisiklet sürdüğümüz yollar daha ısl...
-
Daga gidecek bir zavallı, ocagı deneyeyim isini, kirini temizleyeyim diyor... Sonra ocak bir yanıyor, ''Pri'' yanıyor... Har...