Cumartesi, Kasım 04, 2006

*Mastering Mountain Bike Skills


[*Amazon sitesinden yararlanılmıştır.]

Bisiklet diyince elbette aklımıza binmek geliyor... Peki daha başka neler yapılabilir? Bisiklete binmeyi nasıl daha fazla keyifli hale getirebiliriz?

İşte bu kitap'da daha önce anlattığım kitapda* da olacağı gibi bisikletten alınan keyfi arttırırken yetenekleri de geliştirmeye olanak sağlıyor... Bisiklete binemediğimiz zamanlarda da bisiklet ile ilgili etkinlik yapmaya da olanak sağlamış oluyor...

İnternette saçma sapan forumlarda(*) bisiklet ile alakalı olduğuna inanarak kendini kandırmadan hemde... Dürüst olalım biraz, değil mi?
(*bisiklet ile ilgili kişilerin iletişimine fayda sağladığına itirazım yok, ancak bir haber veya firma duyurusunu okumak yerine forumdan abilere sormak biraz saçma değil mi?(bilgisayar vs'de de aynısı geçerli galiba :D ))

Product Details
Paperback: 216 pages
Publisher: Human Kinetics Publishers (March 13, 2005)(Taze kitap :D )
Language: English (Kim bilir, ileride belki TR'sini de ben çevirecek kadar gaza gelirim!)
ISBN: 0736056246
Product Dimensions: 11.2 x 8.5 x 0.5 inches(Kargo için önemli bilgi :D)
Shipping Weight: 1.61 pounds(Kargo için önemli bilgi :D)

*Performance Cycling : Training for Power, Endurance, and Speed


[* Amazon.com sitesinden yararlanılmıştır!]



Bir bisiklet sporcusu olarak yeteneklerinizi ‘daha’lar ile süslemek istiyorsunuz. Daha hızlı, daha güçlü, daha dayanıklı ve daha mücadeleci olmak istiyorsunuz. Ancak bunun basit bir iş olmadığını biliyorsunuz ve bir rehbere ihtiyaç duyuyorsunuz. Bu konuda kararlısınız ve bir kaynak arıyorsunuz, içerisinde antrenmanlarınız, beslenmeniz ve diğer gerek duyduğunuz konularda temel bilgiler olsun, sizi geliştirsin istiyorsunuz. Yaşınız, seviyeniz ve yeteneklerinizden uzak bilgiler olmasın, geniş yelpazesiyle bugün ki seviyenize ve gelişiminiz sonrasındaki seviyenize göre cevaplar olsun istiyorsunuz. Ama neye ihtiyaç duymadığınızı biliyorsunuz ve denenmemiş, başarısı kanıtlanmamış bir kaynak ile oyalanmak istemiyorsunuz.

İşte o zaman size bir haberimiz var. Aslında bu haber yeni bir haber değil, ancak daha önceden pek bahsedilmediği için ilgi duyacağınızı düşünerek böyle bir tanıtımın gerekli olduğu düşüncesine kapıldım.

  • Yeteneklerini ve sınırlarını belirlemek ve bunlara göre hedefler koyabilmek,
  • İhtiyaçlarına göre planlı-programlı antrenmanlar hazırlamak ve antrenmanlarını birbirleriyle ilişkilendirebilmek,
  • İhtiyaç duyduğun özelliklere göre nitelikli antrenmanlar düzenleyebilmek,
  • Yarış sezonunda ve yarış günlerinde yeteneklerinizin en üst seviyesine ulaşmak gibi düşünceleriniz var ise bu kitap size tam size göre…


Birleşik Devletler eski olimpiyat koçlarından, aynı zamanda fizyolojist ve eski bir bisiklet sporcusu olan David Morris tam da istediğiniz gibi bir kitap hazırlamış. Ulusal şampiyonlar, olimpik sporcular tarafından uygulanmış ve denenmiş bedensel durumunuzu en üst seviyeye taşıyacak eşsiz yöntemler belki de tam sizin aradığınız nitelikte!

Ürün Detayları
Kağıt Kapaklı: 176 Sayfa
Yayıncı: International Marine/Ragged Mountain Press; 1 edition (Haziran 17, 2003)
Dili: İngilizce
ISBN: 0071410910

Kitap hakkında daha fazla bilgi için;
http://www.amazon.com/gp/reader/0071410910/ref=sib_dp_pt/102-2171123-1823348#reader-link

Tunç.


Kitap: Türk Toplumunda Aydın Sınıfın Anatomisi
Yazar: Prof. Dr. Orhan Türkdoğan

Kitapta genel olarak; ‘‘Türk toplumundaki aydın sınıfın yapısının sorunlarının anlatılmasında sosyologlar derin bir şekilde çalışmamış, gelenekçi bir şekilde hep aynı model üzerinden fikir yürütmüşlerdir’’ düşüncesi ağır basmaktadır, temel alınmaktadır. Bu bahsedilen gelenekçi yapı Durkheim’ci, Le Play’ci olarak tanımlanan sosyoloji modelleri ile açıklanmaktadır. Bu yapının yanlış olduğu ve uygun yapı modelinin açıklaması ve örneklerle ilişkilendirilmesi kitapta temel amaçlardandır. Oysa olması, aranması gereken toplumsal yapı modeli için göz önünde olan durumdan (önder-sürü ayrımından) kurtulup daha üretken, daha yaratıcılık içeren modellemeler ve yönelmeler yapılmalıdır, önermesi temelde bahsedilen fikirlerin açıklamasıdır. Ayrıca yapılan açıklamalar ve örneklemelerle bu saptamanın ne kadar yerinde olduğu göz önüne serilmektedir.
İlerleyen bölümlerde yazar ve Türkiye genelindeki çeşitli araştırmaları hakkında ve konuyla ilgisi üzerine açıklamalar, bilgiler sunulmaktadır. Öğretici açıklayıcı tanımlamalar örneklemeler kitapta kolayca bulunabilmektedir. İlerleyen bölümlerde çalışmaların bazı ayrıntıları ve gerçek örneklerini yorumlanışını sunmaktadır. Bu örnekler kentlilik-köylülük veya zenginlik-fakirlik gibi toplum yapısı ve coğrafyası üzerine bilgiler vermektedir. Toplumun gerçek sahiplerinin fakirlik içinde yaşamaya mahkûm bırakıldığı saptaması gerçekten yerinde ve iyi değerlendirilmesi gereken bir husustur.

Fakir BAYKURT kitaplarındaki izlenimlerin desteği ve çeşitli yorumların doğruluğu üzerine kanıtlar, bilgiler elde edilebilmektedir (Ek olarak Anadolu aydınlanmacısı Fakir Baykurt / haz. Feridun Andaç kitabına bakılabilir). Ayrıca Demirtaş Ceyhun’un ‘‘Ah şu biz ‘Karabıyıklı Türkler’’’ kitabı da içerik olarak uyum gösteren diğer bir kaynak olarak bahsedilebilir. Ayrıca geçmiş dönemle ilgili ekonomik, politik ve benzeri değerlendirmelerden önce toplum yapısına nesnel bir şekilde ayna tutan bu kitap(birinci bölüm) el altında bulundurulmalıdır.

Kitap 2 bölüme ayrılabilir. Birincisi, 155’ten önceki sayfalar, geçmişten bugüne var olan durumun tanımlanması ve çeşitli yan açıklamalarla bunun desteklenmesi ve ikincisi, 155’ten sonrası, normal olarak yazarın kendi yorum ve açıklamaları ve öngörüleri gözlemlenmektedir. Birinci kısımda eleştirilecek çok fazla yer bulunmamaktadır son derece nesnel ve iyi hazırlanmış bir kaynak olarak okuyanları şaşırtması olağan bir özellik olarak bahsedilebilir. Ancak ikinci kısımda yazarın kendi düşüncelerinden oluşan yazılarında devreye girmesinden görüşlerde uyuşmazlık olması mümkündür (not: Bazı olayların derlendirmelerini veya değerlendirilmesini uygun olmamış.). Örneğin yakın zamana dair yapılan değerlendirmelerin kitaptaki geçmişten bugüne geleneğini bozup, yakın zamandaki aceleci yorumlar olması görüntüsü kolayca görülebilmektedir.

Kitapta özel olarak, yöneticilerin Türk olmayan dolayısıyla yerli olmayan topluluklar ya da onların denetiminde olan kişiler olduğu bilgisi açıklamalarıyla birlikte sunulmaktadır. Bunun yanında aydınların toplumun içinden gelmeyen kişiler birliği ve bunun sonucunda toplumun seçimleriyle uyuşmayan seçimler yaptığı düşüncesi sunulmaktadır. Bu gelenekle ilgili olarak ‘‘Göktürklerden bu yana süre gelen bir kötü alışkanlık’’ olduğu tarihi bilgilerle sunulmaktadır. Bunun örnekleri olarak padişahların eşleri ve ya saray korumalarının devşirme olmaları gibi bilgiler verilmektedir. Yine bugün var olan tarihteki önemli kişilerin halk ya da seçkin diye ayrılmasının zenginlik gibi gösterilmesi gibi bir bilgi ile de bu süre gelen yerli olmama alışkanlığına örnekler verilmektedir. ‘Halk ozanı Yunus Emre’ ve ya ‘seçkin sanatçı Mevlana’ gibi tanımlamalar kitapta üzerinde durulan örneklerdir. Son olarak kitapta bugün ki aydın sınıfı ve toplumsal olayların değerlendirmesi ve sınıflanmasında açıklamalar yapılmaktadır. Bütün bu açıklamaların sonundaki halk’ın kendi gücü ve yetkisinin arkına varması ve kendine yakışan yöneticiler ve temsilciler seçmesinin zamanının geldiği uyarısı göz ardı edilemeyecek bir noktadır.

Özel olarak bahsedilmesi gereken bir konu Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘köylü milletin efendisidir’ sözüne yapılan açıklamadır. Şu ana kadar bildiklerim arasında bu söze yapılmış en iyi açıklama bu kitapta bulunmaktadır. Kitap Türkiye’de yaşayan herkesin milliyetçilik ilkesini ‘Osmanlıcılık’ ile karıştıran veya ‘zorbalık-faşistlik’ ile eşleştirenlerin okuyup ders alması gereken bir temel kaynaktır. İçinde bulunduğumuz toplumu daha iyi tanımak ve onun özelliklerini anlamlandırmak için iyi bir rehberdir. Ayrıca bugün rahatsız olduğumuz, beğenmediğimiz bir sürü davranışın, bireyin nasıl bir çeşitlilik veya zenginlik olduğu anlatılmaktadır.

Kitapta bahsedilen tarihsel olaylar ve bunların açıklamaları doğrultusunda Mustafa Kemal Atatürk’ün gayret ve çalışmalarının neden halk tarafından kolayca benimsendiği ve sahip çıkıldığı konusunda da fikirler edinmek mümkündür. Yüzyıllardır Osmanlı yönetimindeki halka karşı tavırlarındaki kokuşmuşluğun halkta rahatsızlık uyandırması ve bunun yavaş-yavaş toplumun bütün kesimlerine yayılması, yapılan açıklamalarda görülmektedir. Ayrıca yönetimdekilerin bu rahatsızlıkların sonucu olarak meydana gelen ayaklanmaları bastırmak için yalan ve hileye başvurması(silahlarını toplayana kadar vaatlerde bulunup daha sonra bu kişilerin asılması gibi…) yönetime olan güvensizliğin büyüyerek atmasında etkili olmuştur. Bunun sonucunda toplumda çeşitli kesimlerde meydana gelen isyan düşüncesi Mustafa Kemal’de vücut bulmuştur. Bunun yanında Mustafa Kemal’in halkın içinden çıkan birisi olması ve halkın istediklerini amaçlaması devrimler sırasında gördüğü desteğin esirgenmemesinin açık kanıtı olarak görülebilir. Yine Osmanlının son dönemlerindeki kokuşmuşluk işaretlerinin bugüne yansıması olarak çıkar çevrelerinin yapılan devrimler ve yeniliklerin sonuçlarını ‘Türkleştirmek’ diye yorumlanarak çıkar çevreleri tarafından saptırılmaya anlamsızlaştırılmaya çalışılması kitapta açıkça ifade edilmektedir.

Bir diğer konu ‘Aydın-halk çatışması’ hakkında elde edilebilecek fikirlerdir. Aslında meydana gelen ve gelecek bütün toplumsal olaylardaki en büyük sorunun ‘Aydın-Halk uyuşmazlığı-çatışması’ olduğu bilgisine bu kitapta ulaşılabilir. Ayrıca aydınlardaki yaratıcılık-üreticilik konusunda eksiklik olduğu ve bunu yerine taklitçiliğin ön planda olduğu anlatılmaktadır. Buna örnek olarak yaptığım bir gözlemde sınıfta yapılan sunumların çoğunda benzer yapıda; ‘‘önce sıkıldım…’’, ‘‘ama fark ettim ki…’’ ve ‘‘ve bu yüzden de okudum.’’ gibi tekrarlayan davranışları gözlemledim. Geleceğin aydınları olan üniversite öğrencilerinin davranışlarında da bu alışkanlığın-geleneğin izlerinin (özgün çalışmaların hakkı saklı olmakla beraber) bulunduğunu sonucuna vardım. Her ne kadar bu taklitçi davranışların nedeni olarak kitap okumamak gösterilebilir olsa da, yapılan hareketlerde taklitçiliğin belirtisini hafifletici bir neden olarak ortaya sunulamayacağını düşünmekteyim. Kitapta da anlatılanlardan çıkarılacak en büyük ders artık bu milletin aydınlarının taklitçilikten kurtulması özgün olması, halkına özenmesi gerekli diyor...
Tunç

Cuma, Kasım 03, 2006

GRAVİTE ANOMALİLERİ
ve Tektonik Birlikler Üzerinde Karakteristik Değişimi

Gravite Yöntemi
Gravite aramalarının temeli yerin çekim alanındaki değişimlerin incelenmesi, yer çekimi ivmesi'nin ölçülmesi ve ölçülen değerlerden yer altındaki durumun elde edilen sonuçların yorumlanmasıyla saptanmasıdır. Özetle ölçülen değerlerdeki değişimler yer altındaki cisimlerin yoğunlukları arasındaki farklardan ortaya çıkar. Yoğunlukları eş kayaçlar veya yer altındaki yatay tabaklar gravite aramalarıyla bulunamaz.(Blakely, R.J. 1995).

Kayaçların yoğunluklarındaki değişimler yerin çekim alanında yerel değişimlere neden olur. Bundan yararlanarak gravite ölçümleriyle yer yapısı hakkında bilgi toplanması amaçlanır. Örneğin, mantonun kabuktan daha yoğun olmasını göz önüne alırsak; gravite çalışmalarıyla kabuk yapısındaki kalınlık değişimlerinin gözlemlenebileceğini fark edebiliriz. Ayrıca Litosfer'in Astenosfer den daha yoğun olduğu bilgisinden litosfer kalınlığındaki değişimler de gözlemlenebilir. Böylelikle belirli bir bölgenin eş-dururluk dengesi(isostatic equilibrium) de gravite çalışmalarıyla elde edilebilir.(Lillie, R.J. 1999).
Gravite gözlemleri sonucunda elde edilecek verilerle kalın kabuk yapısı varlığı veya ince kabuk yapısı varlığı belirlenebilir. Kalın kabuk yapılı bölgeler genellikle dağlık alanlarla çakışık sonuçlar verirken, ince kabuk yapılı alanlar özellikle denizlerin(okyanusların) olduğu bölgelerde gözlemlenmiştir. Gravite ölçümlerinin yorumlanmasıyla elde edilen verilerle okyanus ortası sırtı veya kıtasal sırtların topografik yapısını destekler biçimdedir.


Gravite Ölçmeleri
Gravite verileri genellikle karalarda yapılan ölçmelerle toplandığı gibi, denizden, havadan ve son zamanlarda uzaydan yapılan çalışmalarla da toplanır. Her ölçüm türüne göre değişik özellikler ve türe göre değişen özel koşullar vardır. Ancak genel bir gravite çalışması sırasında tüm araştırma yöntemlerinde dikkat edilmesi gereken bazı ortak özel durumlar vardır.
Bir gravite aleti belli bir noktaya yerleştirildiğinde belirli aralıklarla ölçü alındığında bir süre sonra verilerde zamanla değişimler olduğu gözlemlenir. Bu değişimler aletin yapısından ve dünyanın hareketinden oluşan değişimlerdir. Bu değişimler için gravite aletlerinde değişim gösteren kayma kat sayıları yardımıyla düzeltilebilir. Bu tür bir düzeltme işlemi için ölçümlerin zamanlarıyla birlikte kayıt edilmesi gerekir. Ayrıca kayma eğrisine bağlı olarak başlama istasyonları belirlenip düzenli ölçüler yardımıyla giderilir. Kayma değişimlerine ek olarak gün içerisinde gravite ölçmeleri Dünya'nın hareketinden kaynaklanan gel-git etkisi de giderilmesi gerektiğinden ölçümlerin zamanının kaydedilmesi gerekmektedir.(Lowrie, W. 1997).
Gravite çalışmalarında amaç yer altındaki yapıların değişiklik gösteren yoğunluklarından yararlanarak belirlenmesi ve tanımlanması olduğundan ölçmelerin noktaları düzenli ve planlı kurulumlarla sağlanması değerlendirmede yararlı olur. Ölçü noktalarının aralıkları küçük çaplı araştırmalarda birkaç metre ile tanımlanırken, büyük çaplı araştırmalarda kilometrelere varan ölçü noktası aralıkları olabilir. Bundan dolayı ölçümlerde küçük alanlı çalışmalarda tek bağlama noktası, büyük alanlılarda birkaç bağlama noktasından yararlanılır.(Lowrie, W. 1997).


Gravite Anomalileri
Gravite ölçümleri, yeryüzünde değişik bölgelerde kütle değişimlerinin yorumlanması için kullanılabilir olduğundan, kütle değişimlerini ortaya çıkarmak için ekvatordan kutuplara farklılık gösteren gravite değerlerini ölçümlerden çıkarmak gerekmektedir. Bu işlem enleme bağlı olan teorik gravite değerinin ölçülen gravite değerinden çıkarılmasıyla gerçekleştirilir. Elde edilen değere Gravite anomalisi denir.(Lillie, R.J. 1999).


Teorik Gravite
Teorik gravite değeri belirli bir enlem için hesaplanmış ortalama gravite değeridir. Bu değer, gt enleme bağlı teorik gravite değeri, ge ekvatordaki gravite değeri(978,012.85 mGal), Φ ölçüm noktasının enlemi olmak üzere;
gt= ge [1 + 0.005278895Sin²Φ + 0.000023462(Sin²Φ)²]
formülüyle bulunur. Hesaplama da dünyanın basıklığı ve ekvator çevresindeki şişikliği eklenmiş durumdaki hali kullanılmıştır. (Lillie, R.J. 1999).
Gravite anomalileri jeodezi ve jeofizik'te yaygın olarak kullanılır. Ölçülen değer ile teorik olarak sferoid yüzeyinde olması gereken hesaplanmış değer arasındaki fark olduğundan ölçülen değerlerin yerleri ortak bir noktaya, jeoid seviyesine indirgenmelidir. Bunun için; jeoid seviyesinden olan yükseklik, yükseklikle gravite değerinin değişiminin oranı ve bölgenin yükselti haritası gereklidir. (Wikipedia, 2005).


Serbest Hava Gravite Anomalisi
Serbest hava anomalisi yerin merkezinden olan uzaklığın değişimine yol açan ve böylelikle anomali oluşturan yükseklik değerleriyle ilgilidir. Yükseklik değişimiyle meydana gelen sapma, gravite değerinin ölçme noktasından yer merkezinin olan uzaklığının eldesiyle giderilebilir. Yükseklik artmasıyla oluşan ortalama gravite değeri(dg/dR); g, ortalama yer çekim ivmesi ve R, Dünya'nın yarıçapı'na bağlı olarak hesaplanır.
dg/dR = -2g/R = -0.308(mGal/m)
Yukarıdaki denklemden de görüleceği gibi her 3 metre yükseklik değişimi için gravite değeri 1mGal değişmektedir. Böylece yükseklikleri farklı olan istasyonlar arasında anomaliler meydana gelebilmektedir. Bu tür oluşabilecek yalancı anomalileri giderip farklı yükseklikteki ölçü noktalarının verilerini doğru olarak karşılaştırmak için serbest hava indirgemesi ölçülen verilere eklenmelidir. Serbest hava indirgemesi, yükseklik değişimine bağlı ortalama gravite değeri(0.308mGal/m) ile h, deniz seviyesinden olan yükseklik değerine bağlı olarak hesaplanır.
SHİ = h * (0.308 mGal/m)
Serbest hava anomalisi ise ölçülen değerlerin enlem bilgisi ve yükseklik bilgisi ile işlenmesidir. Bu işleme ölçülen gravite değerinden, enleme ve yerin şekline bağlı olan teorik gravite değerinin çıkarılması ve yükseklik farkından meydana gelen gravite değişiminin düzeltilmesi (Not: Deniz seviyesine göre her zaman indirgeme olur.) ile olur. ΔgSH serbest hava anomalisini temsil etmek üzere, g ölçülen gravite değeri ve gt, teorik gravite değeri ve SHİ, serbest hava indirgemesini temsil etmek üzere aşağıdaki eşitlikle hesaplanır. (Lillie, R.J. 1999).
Δ gSH = g – gt + SHİ
Serbest hava anomalileri jeodezi araştırmaları için kullanışlı kaynaklardır. Bu yöntemle verilerin geniş düzgün alanlarda alındığı durumu kabul edilir, bu yüzden topografik ve bouguer düzeltmeleri yapılmaz.


Bouguer Gravite Anomalisi
Gravite ölçümleri yükseklikten kaynaklanan etkinin çıkarılmasından sonra bile noktadan noktaya yalancı anomaliler gösterebilir. Bu anomaliler ölçü yapılan nokta ile deniz seviyesi arasında kalan kitle farkından meydana gelir. Bu durum deniz seviyesine yakın bölgelerde gözlenen gravite değerlerinin dağlık alanlarda gözlenen gravite değerinden düşük olması gibi durumlarla gözlenebilir. Dağlık bölgedeki kütle fazlalığı nedeniyle yüksek gravite değerleri oluşur.(Lillie, R.J. 1999). Bu tür durumlarda Bouguer indirgemesi deniz seviyesinden yukarıda olan kütlelerin etkisinin ölçülerden giderilmesi için kullanılır.
Bİ =( 2* Π * ρ * G * h) = 0.0419ρh (mGal)
Bouguer indirgemesi(Bİ), yukarıdaki eşitlik yardımıyla h sonsuz uzunluklu yatay dilimin kalınlığı ve ρ dilimin yoğunluğu olmak üzere hesaplanılabilir.


Karalarda Bouguer Gravite Anomalileri
Basit bouguer anomalisi deniz seviyesinden yüksekte bulunan bölgelerde serbest hava anomalisinden Bouguer indirgemesinin çıkarılmasıyla elde edilir. Bouguer indirgemesinde kullanılacak yoğunluk değeri 2,67 g/cm³ (Yerkabuğu kayaçlarının ortalama yoğunluğu) olarak kullanılır. Bouguer indirgemesi formülünde 2,67 g/cm³ değeri yerine koyulursa her 9m. yükseklikli kütle için gravite anomalisine 1 mGal yapay gravite anomalilerinin ekli olduğu görülebilir.

Bouguer gravite anomalisi serbest hava anomalisine benzer şekilde yer altındaki kütle değişimlerini yansıtır. Ancak Bouguer anomalisi serbest hava anomalisine göre deniz seviyesi üstündeki kütle için oluşan anomalilerin giderilmiş olduğu şekilde olur.


Denizlerde Bouguer Gravite Anomalileri
Gravite ölçmeleri yeryüzündeki sularla kaplı bölgelerde genellikle su yüzeyinde yapılır. Bu tür durumlarda Bouguer anomalileri Serbest Hava anomalileriyle benzer olur. Bu benzerliğin nedeni ölçü noktasının yüksekliğinin 'sıfır' olmasıdır.
Δ gB = Δ gSH – 0.0419ρh (h=0)
Ancak denizlerde yapılan ölçümlerde de suyla kaplı alanlardaki kütle noksanlığının anomali üzerinde etkisi vardır. Bu yüzden deniz seviyesinden olan derinliğe ve ortalama yoğunluk değerine bağlı olan kütle ile doldurarak oluşan bu yapay anomali giderilir.
BİSU = 0.0419ρh = 0.0419 (ρSU -ρORT) hSU
Denizlerde bouguer indirgemeleri (BİSU), su yoğunluğu (ρSU,) ortalama kabuk yoğunluğu değeri ρORT, ve su yüzeyinden olan derinliği temsil eden hSU, değerlerine bağlı olarak yukarıdaki formül ile hesaplanır. Elde edilen bouguer indirgemesi değeri ile denizlerdeki bouguer anomalisi değeri serbest hava anomalisinden bouguer indirgemesinin çıkarılmasıyla bulunur.


Tam Bouguer Gavite Anomalisi
Gravite anomalilerinden basit bouguer anomalisi deniz seviyesinden yukarı ölçü noktalarında normal durumlarda yeterlidir. Ancak topografik yapıda çok fazla değişimlerin gözlendiği durumlarda kütle olmayan vadilerin verilerden çıkarılması ya da dağlık bölgelerde çekim etkisinin çıkarılmasından dolayı topoğrafya etkisinin ölçümlerde işlenmesi gerekir.
Δ gBC = Δ gB +TD
Tam bouguer anomalisi basit bouguer anomalisine ek olarak topografik düzeltmenin işlenmiş halidir. Tam bouguer anomalisi(Δ gBC), karalarda bouguer anomalisi değeri (Δ gB) ve topoğrafya düzeltmesi (TD) değerlerinin toplanması olarak elde edilir.

Özet olarak yapılan düzeltmeler ile gravite anomalileri hakkında genel yorumlar yapılırsa;

Deniz seviyesinin üstündeki ölçümler için Bouguer anomalisi her zaman serbest hava anomalisinden düşüktür. Serbest hava anomalisinde deniz seviyesi üzerindeki kütlenin neden olduğu anomali değerlerde ekli durumdadır.
Serbest Hava anomalisindeki topoğrafyadan kaynaklanan kısa dalga boylu anomaliler bouguer anomalisinde yuvarlatılmış durumdadır.
Gravite anomalilerinde, hem serbest hava anomalileri hem de Bouguer anomalilerinde; yüksek yoğunluklu yer altı yapıları artım, düşük yoğunluklu yer altı yapıları azalım şeklinde ölçülen değerlere yansır.


Tektonik Birlikler ve Gravite Anomalileri
Yapısal özellikleri ve evrim tarihi açısından birbirlerine benzeyen ve/veya mekanda süreklilik gösteren kaya toplulukları farklı aşamalarda tektonik birlikler olarak sınıflanabilir. Tektonik birlik sınıflaması elde edilen verilere bağlı olduğundan yeri verilerin elde edilmesiyle sınıflama değişim gösterebilir. Ayrıca sınıflama yorumlama tarzı olduğundan görüşler kişiden kişiye değişim gösterir. Böylelikle sınıflamalarda görüşlerle birlikte değişim gösterebilir.

Türkiye'de birlikler eş uzanımlı faylar boyunca yüzeye doğru yükselen magma kuvveti etkisinde olduğu düşünülmektedir. Bu görüş Von Humboldt'un yorumlamasıdır.(Türkiye Jeolojisi 2005.)


Karakteristik Gravite Anomalileri
Gravite yönteminde değişik hacimler ve derinliklere sahip kütleler benzer anomaliler üretebildiğinden diğer yöntemler tarafından da desteklenmesi gerekmektedir. Yüzey jeolojisi bilgisi veya sismik kırılma verileri modelleme ve anomalilere anlam kazandırmak açısından gereki ve yararlı bilgilerdir.

Ancak bazı özel durumlarda gravite anomalilerinin ayırıcı-niteleyici(karakteristik) özellikleri yer yüzünün önemli bölgelerinde tanımlama için yeterlidir. Ayrıntılı modelleme çalışmaları dışında, genel yapı tanımlamalarında gravite anomalileri tanımlayıcı özellikler gösterir.


Okyanussal ve Kıtasal Gravite Anomalileri
Serbest hava anomalilerinden bilindiği kadarıyla bazı özel durumlar haricinde(deniz dibi yayları, okyanus ortası sırtları vb.) kıtalar ve okyanuslar eş-dururluk dengesindedir. Bu durum okyanus ve kıtasal bölgeler üzerindeki anomalilerden gözlenebilir. Genellikle bouguer anomalileri kıtalar üzerinde özellikle dağlık bölgelerde kabuk kalınlığının fazla olması nedeniyle negatif ve okyanus bölgelerinde kabuk kalınlığının az olması nedeniyle kıtalardaki durumun aksine pozitif anomali gösterir.


Sıradağ Bölgelerinde Gravite Anomalileri
Dağlık bölgelerde var olan gravite anomalileri negatif değerliklidir. Bu dağların buz dağlarına benzer şekilde düşük yoğunluklu köklerinin üzerinde olmasından oluşan bir anomalidir. Dağlık bölgelerde yapılan gravite çalışmalarında oluşturulan anomali haritalarında eş değerlikli noktaların oluşturduğu çizgilerinin sıra dağ oluşumlarına paralel şekilde olduğu gözlenir.


Okyanus Ortası Sırtı Bölgelerinde Gravite Anomalileri
Okyanus ortası sırtı 3 km.'ye varan yükseklikle iki tarafa yayılmış yüzlerce km.'lik geniş alanlarıyla deniz altında büyük sıra dağ bölgeleri olarak düşünülebilir. Serbest hava anomalileri okyanus ortası sırtı bölgelerinde 50 mGal veya daha fazla derecede yükselme gösterir. Bu değişim deniz dibi topoğrafyasına bağlıdır. Bouguer gravite anomalisi ise oldukça düşük değerler gösterir. Sırttan 1000km uzaklıklara kadar 350 mGal'e varan anomaliler gösterir. Ancak sırtın olduğu noktaya gelindiğinde 150 mGal kadar düşmeler gerçekleşir.

Bu bilgilerden yola çıkarak sırtın ve eteklerin eş-dururluk olarak karşıladığı gözlenir. Düşük yoğunluklu bölgenin tanımlanması gerekirse sırt altında astenosferden yükselen sıcak magmanın neden olduğu birikim söylenebilir.


Dalma-Batma Bölgelerinin Gravite Anomalileri
Dalma-batma bölgeleri dar ve şiddetli serbest hava anomalilerinin gözlendiği kıta sınırlarında ve ada yaylarıyla birlikte görülen yapılardır. Dalma-Batma bölgelerinin etkisiyle oluşturulan Serbest Hava anomalisinde dağlık alanlarda 50 mGal kadar artımlar gözlenir. Serbest hava anomalisinde gözlenen büyük anomaliler düşük yoğunluklu sırt sistemine bağlı olarak oluşur.

Okyanus ortası sırtları etkisiyle oluşan yaylar çevresinde ortalama deniz tabanı seviyesinin yükselmesi görülür. Bu tür yükselmeler okyanussal kabuğun kıtasal kabuk altına dalmasından dolayı oluşan bükülmelerin göstergesidir. Bu bükülme ile serbest hava anomalisinde yay önünde yükselme görülür. Bu yükselme bükülme etkisiyle litosfer'in altındaki daha yüksek yoğunluklu olan magma'nın yükselmesi nedeniyle olur.

Kaynaklar
Blakely, R. J. 1995, Potential theory in gravity and magnetic applications, Cambridge University Press.
Lillie, R. J. 1999, Whole Earth Geophysics: An İntroductory Textbook for Geologist and Geophysicists, Prentice Hall.
Lowrie, W. 1997, Fundalamentals of Geophysics, Cambridge University Press.
Wikipedia,2005,
http://en.wikipedia.org/wiki/Gravity_anomaly
Türkiye Jeolojisi 2005.
http://www.eies.itu.edu.tr/dersnotlari/notlar/Lisans/Turkiye Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü .
Ekonomi ve Toplum dersinden kalanlar...

Konu: Sosyal Güvensizlik, Yazar:Robert Castel
Çeviri:Işık Ergüden
Kitap temel olarak bir sosyolog olan Robert Castel’in sosyal güvensizlik üzerine değerli düşüncelerinden oluşmuştur. Temel yapı olarak açıklayıcı bir giriş bölümüyle beraber beş bölüm ve sonuç bölümünden oluşmaktadır. Kitabın bölümleri Hukuk devletinde sivil güvenlik, koruyucu devlet koşullarında sivil güvenlik, belirsizliğin yükselişi, yeni bir risk sorunsalı ve son olarak ta ‘‘sosyal güvensizlikle nasıl mücadele edilir?’’ sorusunun cevabı ile oluşturulmuştur. Ayrıca her bölümde konuyla ilgili alt başlılara yer verilmiştir. Kitabın özetinin hazırlanması sırasında okuma yapıldıktan sonra akılda kalanlar ve düşündürdükleri etkili olmuştur.

Geçmişte var olan belirsizlik ortamından kat-kat üstün bir durumda da olsa güvenceler insanlara yeterli gelmemektedir. Bu yetersizlik insanları arayışa sorgulamaya itmektedir ki bunlara cevap bulunamaması da bir güvensizlik oluşturmaktadır. Böyle bir kısır döngünün toplumsal hayattaki yeri ve etkileri şüphesiz ki çok önemlidir. Üretim ilişkilerine, toplumsal yaşayışa ve bun sonucunda toplumsal huzura oldukça etkilidir. Bunların ışığında, giriş bölümünün sonunda da söylendiği gibi ‘‘Tüm tehlikelerden azade olma garantisini asla bulamayacağız, ama daha adil ve daha insani bir dünyada yaşama şansını elde edebiliriz’’ özlemi esas amaç olarak belirtilmiştir(s. 13).

Toplumlar da var olan sorunlar çeşitlilik göstermektedir. Kimi durumlarda asıl güvensizlikle karşı karşıya olan topluluklar diğer topluluklar için güvensizlik kaynağı olarak görülebilmektedir ya da rekabet ortamında aynı topluluktan ilişki içinde olunan farklı özelliklere sahip bireyler güvensizlik nedeni olarak düşünülmektedir. Bu nedenle bireylerden arınıp toplulukları daha kaynaştırıcı yapılar üzerinde çalışılması gerekmektedir. Topluluklar öncelik olarak sorumluluk ve görev bilinci doğru biçimde oturmalı ve tam güvenlikli yapıya (ulaşılmaz bir hedef dahi olsa) ulaşmak için çalışmalıdır.

İnsanlar ilk başlarda güvenlik sorunlarını kendi başlarına çözmekteyken sahip oldukları mülk ve statüler ile güvensizlik sorunun aşmaya çalışmış ve güvence ağlarını oluşturmuşlardır. Ancak bu güvence hayatta kalmak için kendini koruyabilme gücünden başka bir anlam taşımamaktadır. Bu koruyabilme gücü mülke ve statüye doğrudan bağlı bir dereceye sahiptir. Daha sonraları bunun yetersiz gelmesi gibi bir takım kaygılar oluşmuş ve toplum olma hedefleri ve çalışmaları ile güvenceleri toplumsal(üretime) örgütlerle sağlama hedeflenmeye başlamıştır. İlk zamanlarda güvenceler mülkle ilişkili olmasından dolayı cumhuriyetçiler mülkiyeti sınırlandırıp sosyal güvencenin eşit olarak dağılımına etki etmek istemişlerdir. Bir diğer görüş olarak ise devletin tam denetiminde mülkler ve statülerin korunması gerekliliği üzerine fikirler ortaya atılmıştır(Leviathan). Ancak bunun demokratik olmayacağı gerekçesi ile bu düşünceler sınırlar ve güvensizlikler doğuracağı düşüncesiyle toplumsal yaşamın denetimi için uygun görülmemiştir. Güvenlik hedefi için isteklerin ve sonuçlarının tam olarak aynı doğrultuda olmaması sosyal güvenlik için çözüm arayışlarında kısır döngüler oluşturmuştur. Hukukçuluk sonucunda güvenlik açığı oluşması ve bu açığında ancak hukuk dışılıkla kapatılabileceği gibi bir ikilem de böyle bir döngünün konusudur (s.s. 28–29). Elbette ki bu hukuk dışılık, kimsenin istemediği bir şeydir.

Sosyal güvencelerin idaresinde ve denetiminde devletin sorumlulukları üstlenmesi şarttır. Uzun çalışma sonrasında emeklilik hakkı ve zorunluluğu güvencelerin oluşumu ve gelişimi devlet tarafından (merkezi bir otorite) risk azaltıcı ve yürütücü görevleri ile uygulanmalıdır. Böylelikle devlet toplumun tüm kesimleri için geçeri olacak bir güvenliği meydana getirir(s. 39). Sosyal güvencelerin mülk ile olan ilişkisini de göz önüne alınca mülk sahibi almayan çalışanın devlet kontrolünde güvencelerini kazanıp durumunun iyileşmesi sağlanır. Böylelikle daha önceden bahsedilen güvensizlik durumunda bulunan ve diğer topluluklara güvensizlik kaynağı olan bireylerin topluma(üretime) kazandırılması sağlanabilir. Güvenlik hissi içinde bireyler sürekli daha fazlasını arzularlar. Elde ettikleri her seferinde de daha da fazlasını isterler. Ancak meydana gelen bu tür geçici güvensizlik krizleri(değişim) sonucunda toplumsal olarak gereğinden fazla rahatsızlık oluşturmuştur. Buna çözüm olarak toplumsal olarak çözüm gayretleri ile güven durumunun oluşturulması gerekmektedir. Bir yere ait olma gerekliliği ve getirdikleri bilincine varılarak güvensizlik krizlerine(değişim) çözüm oluşturulabilir. Toplumda bireyin güvenlik arayışı ve kolektif merci tanımları ile de bu tür zayıflıklara açıklamalar yapılmıştır (s. 45). Böylece güvensizliklere adım-adım çözümler bulunarak toplumda yerleşmiş eşitsizliklere de çareler üretilmesi sağlanarak eşitsizliklerin ortadan kalkması sağlanabilir.

Sosyal güvensizliğe neden olan belirsizliklere geleneksel yaşam biçimindeki değişimler de dâhildir. Toplum ve üretim yaşamındaki modernleşmenin ayrışma koşuluyla gelmesi güvensizlik kaynağı olan riskleri de beraberinde getirir. Bu sebeple kriz(değişim) durumlarında güven verici topluluklar (kolektifler) (en üstte hukuk ve devlet varlığı kabulüyle birlikte) bulunmalıdır. Böylelikle kriz(değişim) durumlarında topluluk içinde bireycilik ve bencillik gibi yanlış çabalarda önlenmiş ve koşulların iyileştirilmesi için çalışılmasına uygun ortam oluşturulmuş olur. Bu günlerde toplumsal krizlerin(değişim) çokça olduğu dönemlerde bu gerçekler daha da önem kazanmıştır. Meydana gelen bu değişimler sonucunda açıkta kalan güvensizlik hisseden bireylerin korunmasında da bu yapılar önem kazanmıştır. Elbette ki tüm bunların bir diğer yararlı yanı devletin güvenlik sağlamayı tek başına üstenip diğer sorumluluklarını aksatmamasının sağlanmasıdır.

Sosyal güvensizlikle ilgili bahsedilebilecek olan bir iyi yan ise üretimler ve çalışmalar ile elde edilenlerin tetikleyici olmasıdır. Yazar da bu görüşünü ‘‘Uygarlığın geleceğine hükmeden şey artık toplumsal ilerleme değil, genel güvensizliktir’’ sözleriyle ortaya koymuştur(s. 68). Toplumların karşılaştığı riskler ve sorunlar karşısında çözüm arayışlarının düşünsel gelişmeleri de beraberinde getirdiği kolaylıkla söylenebilir. Riskleri ve özelliklerinin tartışılması durumlarında dahi gelecek hakkında kesin çözümler getiremeyeceği ve bütün risklerin tamamıyla tahmin edilemeyeceği ve denetlenemeyeceği bu nedenle hep daha gelişmiş çözüm arayışları ile daha ilerici yaklaşımların oluştuğu rahatlıkla söylenebilir. Güvenceyi devlet kontrolüne bırakmak çatlaklar oluşmasına yol açar ve bunun sonucunda yeniden devlet tarafından(ulusal-sosyal) güvence çalışmaları ile güvenceler güvenilmez hale gelir. Bu döngünün iyi çalışması ve farkında olunması güvence yönetimi için gereklidir.

Gerekli düzenlemeler ve örgütlenmeler içinde bulunmayan bireylerin güvensizliği güven içinde huzursuzluk yaratmaktadır. İşsizlik ve dolayısıyla sosyal güvensizliğe çare olarak yerel’e indirilmiş tasarılar ve işsizliğe karşı işsizlerinde bulunduğu çözüm yolarlı sosyal güvensizlikle mücadelede önemlidir. İşsizlerin işsizlik ve benzeri sorunların çözümlerinde aktif olarak katılımları gerekliliği çok önemlidir. Güvence sağlanmasında bir eşitsizliğin varlığı bu eşitsizliğin güvencenin kendinden doğmuş olduğu gerçeği güvencenin yararına rağmen unutulmamalıdır. Toplumsal ve ya mesleki bir aidiyeti bulunmayan bireylerin yani güvencesiz kimselerin toplumsal ve mesleki aidiyet kazandırılması bir zorunluluktur. Ancak bu sayede toplumsal kayıplara ve güvensizlik sorununa çözüm kolaylaşır. Bu kazandırma tüm toplumun görevi olduğu bir konudur. Böylelikle bir güvensizlik durumuna çözüm bulunmuş olur.

Her ne kadar gerekli olduğu tartışılmaz olsa da güvensizlikle karşı karşıya olan kişilerde güvensizlik sorununun aşılması için ona güvenceleri sağlamak ve rahat şekilde her yönüyle toplumsal aidiyet kazanması için uygun ortamı sağlamak faydalı olacaktır. Bunun gerekçesi olarak kişinin geçici olarak güvencelerinden yoksun kalmış olduğu söylenebilir. Böylece kriz ortamında uyum sağlayamamış bireyin kazandırılması ile diğer bireylerin eksiklik (güvensizlik de denebilir) hissettirilmeden topluma(üretime) kazandırılması sağlanabilir. Gelecek kaygıları gibi güvensizlik kaynaklarının önceden tanımlanamaz olması nedeniyle oluşan güvensizlikler sorunun ne kadar artmaya-büyümeye açık olduğunun göstergesidir. Bu nedenle bu durumun iyi şekilde çalışılması ve denetim altına alınması şarttır.

Güvensizlik sorununa çare aramalarının dengeli olması gerekmektedir. Aranan ve ya uygulanan çarelerin toplumsal yaşayışın devingenliğine(dinamikliğine) engelleyici nitelikte olmamalıdır. Aksi halde bu birliğin ve aidiyet merkezinin zarar görmesine yol açabilir. Güvensizlik üzerine düşünce politikalarının iyi tasarlanması ve aşırıya kaçmamasında bu gerekçe de göz önünde bulundurulmalıdır. Sayfa 102’de Italo Svevo’dan alıntı yaparak ‘‘Yaşam da biraz hastalık gibi, o da krizlerle ve depresyonlarla hareket ediyor; yine de diğer hastalılardan farklı olarak yaşam daima ölümcüldür, hiçbir tedaviye gelmez. Yaşamı tedavi etmek, organizmamızın deliklerini yara olarak kabul ederek tıkamak olur. Biraz iyileşirsek boğuluruz.’’ sözleriyle bu konuda fikirlerini belirtmiştir. Görülüyor ki yazar da sosyal güvensizlik sorununda öncelikle eşitsizlik sorunun veya diğer bir deyişle dengesizlik sorunun ilk düzeltilmesi gerekenlerden olduğunu düşünüyor.

Sosyal güvencelerin sigorta kurumları gibi oluşumlar tarafından genel olarak sağlandığı gibi güvensizlik düşüncesi ve çözüm arayışları da bireysel olmamalıdır. Böylece güvensizlik sınırsız olmasına rağmen kabul edilebilir seviyede sorunların aşılması ve toplumsal yaşayışa etkisinin en aza indirilmesi sağlanabilir. Güvencelerin (ya da güvensizliğin) düşüm noktası ekonomik ve toplumsal ilişkilerin tam ortasında bulunmasıdır. Bu ilişki arasındaki en iyi köprü güvensizlikler için en iyi çözüm olarak karşımıza çıkacaktır. Ekonomi ya da üretimin vahşiliğinden arındırılması da bir başka çözüm olarak bahsedilebilir.

Son olarak güvensizlik sorununa çözüm olarak güçlü bir devlet çalışması ile birlikte ilgililerin ısrarlı çabaları zorunludur. Sosyal güvenlik sağlamak için hukuki yapıyı etki dışı bırakacak çabalardan kaçınılmalıdır. Bu sayede toplumsal dinamiklerin ve bunların güvenlik üzerine etkileri denetlenebilir ve fayda sağlanabilir durumda tutulabilir. Sorunlara toplumsal katılım ile çözüm arayarak aynı zamanda dengesiz çözüm girişimlerinin de önüne geçilmesi faydalıdır.

Bir makale ve düşündürdükleri...


Konu: Türkiye’de Yaygın İktisat: Nereden nereye?
Yazar: Eyüp Özveren


Para yönetimi konusunda fikir üretmek için önce tarihte meydana gelmiş önemli olayları göz önüne almak gerekir. Geçmiş zamanlarda iktisat yapısı güçlü olan devletlerden İngiltere örneği gözlemlenirse; öncü ve başarılı iktisatçılarla birlikte bunlara temel oluşturan halka yakın iktisat bilgisi yüksek takipçiler önemli yere sahiptirler(sf. 171). Bununla birlikte; aynı zamanlarda, İngiltere’nin önderliğini takip eden devletlerin takipçi kalmasına neden olarak başarılı öncülere rağmen sağlam olmayan temel yapısı ve dolayısıyla desteksiz kalmaları önemli husustur(sf. 172). Yukarıda açıklananlar özetlenmeye çalışılırsa; toplum yapısında para yönetimi kadroları piramit gibi; geniş temel ile uygulayıcı kitle ve bunu üstünde sivrilen yapı ile yaratıcı ve üretken akademik topluluk var olması hedeflenmesi en uygun durumdur. Bilimsel iktisatçılar ve halk(yaygın) iktisatçılar arasında farklar olması gerektiği görüşleri belirtilse de gelişmiş toplumlarda var olması uygun görülen yapı olarak bu piramidin altı ve üstünün birbiriyle sıkı bağlanmış ve ilişkili biçimde kabulü uygulanabilir bir modeldir.

Osmanlı devletinde ve Cumhuriyet dönemi başlarında para yönetimi uygulamaları uzman olmayan gönüllü olarak adlandırılabilecek iktisat konusunda olmasa da eğitimli kişilerin denetiminde sürmüştür(sf. 173–174). Çeşitli gazete yazıları ve makalelerde ilgili kişilerin görüşlerini bildirmeleri vb. durumlar şeklinde meydana gelmiştir. Bunun sonucunda para yönetimi meseleleri halk kitlelerince takip edilen tartışma konusu olarak kalmış ve Cumhuriyet dönemi başlarında da sürmüştür. Bu nedenle; Cumhuriyet dönemi başlangıç bölümü için, Osmanlı sonrasında temeli sağlam ama çatısı olmayan bir iktisat yapısı mevcut durumdadır, denebilir.

Büyük buhran ile ilgili olarak bu bilgiler ışığında; akademik bir değerlendirme veya çalışma bulmak mümkün olmadığı kolayca görülebilmektedir. Ancak çeşitli toplum kesimlerinin, yukarıda da daha önce bahsedildiği gibi, gazetelerde yayımlanan fikirlerinin ve bunlara verilen cevapların bilgisi ile büyük buhran ve Türkiye’ye etkisi üzerine bilgi edinilmesi mümkündür. Birbiriyle ticari ilişkide bulunan tüccar temsilcileri ve kooperatif temsilcileri ve bunlara ek olarak ticari ilişkide dışarıdan bir tıp uzmanının fikirleri büyük buhran üzerine bilgiler içermektedir. Ayrıca birbirlerine karşılık vermelerinden dolayı bahsedilen konuların gerçekliği ve yorumların doğruluğu konusunda ayrıntılı bilgi edinilmesi de olasıdır.

Ekonomik buhran ile ilgili olarak; kimisi dünya üzerinde yaşanan büyük buhranla bağlı olduğunu iddia ederken kimisi aksini kendilerine göre gerekçeler ile belirtmiştir. Yine benzer şekilde uygulanan ekonomik politikalar ve getirilen yasa ve vergilerin yarar ve zararları üzerine değişik fikirler ortaya atılmıştır. Var olan yapının halk üzerindeki etkileri çeşitli toplum temsilcileri tarafından dile getirilmiş ve böylece durum hakkında önemli bir kaynak ortaya çıkarılmıştır. Örneğin; tüccar Fevzi Bey(sf.177) ‘‘Türkiye’de yaşanmakta olan krizin dünyadaki Buhranın bir uzantısı olarak’’ değerlendirmekte iken ‘‘Doktor Abdi Bey krizin aslında Türkiye’nin kendi içsel koşullarına dayandığını vurgulamış olmaktadır’’(sf. 187). Ayrıca tüccar Fevzi bey’in saptamalarında Avrupa’ya göre geri kalmış sanayileşme ve yurtta var olan-meydana gelen sermaye eksikliği de yaşanılan buhran ile ilgili fikir beyanları bulunmaktadır. Ek olarak dış alım ve dış satım dengesinin sağlanamaması ve tarım ile ilgilenenlerin yeterli kaynağı bulamaması sonucunda şehirlere yönelmesi gibi toplumsal olaylar hakkında bilgiler ve fikirler bulunmaktadır(sf. 179). Fevzi Bey özet olarak vergiler, bankacılık kredileri ve benzeri durumlarda değerlendirmelerle genellikle tek parti hükümetine sorumluluklar yüklemeyi görev bilmiştir. Fevzi bey’e karşılık olarak yazdığı yazılarda bir tarım kooperatifçisi olan Muhittin Bey, yapılan tanımlamalarda acelecilik olduğu ve uygulanabilirlik açısından değerlendirilmediği hususunu ortaya sermektedir(Not: Makalede sf.183’de bu tavır benim anladığımın aksine, acımasız bir şekilde anlamsız ve yarışmacı olarak sunulmuştur.) Fevzi Bey de var olan hükümeti suçlama davranışlarının yersizliği ve bu uygulamanın tefeciliğe ve sömürüye karşı köylüyü koruduğu gerçeğini ortaya sunmaktadır(sf.183). Yapılan bu uygulamanın Osmanlı’dan kalma ticaret ve zanaatkârlık gibi konumlara hâkim devşirme ve yerli olmayan unsurların olanaklarının kısıtlanması ve halka yönelik oluşumların desteklenmesi bakımından Cumhuriyet devriminin yapısına uygunluk göstermesi Muhittin Bey’i destekleyici bir bilgi olarak kullanılabilir(Bakınız: Orhan Türkdoğan, Prof. Dr. Türk toplumundaki aydın sınıfın anatomisi, Timaş yayınları.). Yine bu zengin-fakir gruplaşması ile ilişkilendirilerek yorumlanabilecek olan Muhittin Bey’in ‘‘Türkiye asırlardan beri kendi aleminin içinde kendi şartlarının mahsulü olan bir buhrandan mustariptir’’ sözü farklı bir şekilde yorumlanarak ticaret yollarının kayması ve dolayısıyla dünya ile ilişkili olarak anlatılması Muhittin Bey’in iyi anlaşılamadığı fikrini uyandırmaktadır(sf185). Oysa bu söz toplum yapısında var olan birbirine yabancılık ve aykırılık özellikleri sözün temeli olarak düşünüldüğünde farklı anlamlar çıkarılabileceği ortadadır. Zenginleşen tüccarlar ve fakirleşen köylülerin hakim olduğu Osmanlı’dan kalma tüccar şımarıklığı Muhittin Bey’in anlatmak istediği olarak tanımlanabilir. Doktor Abdi Muhtar Bey’in tavırlarında ise olayları yakında takip eden dışarıda meydana gelen olaylarla ilişkilendirebilen ve mesleği ile benzer şekilde somutlaştırılabilen tanımlamalarda bulunduğu göze çarpabilir. Ancak tavır olarak; cevap, açıklama ya da gerekçe göstermek yerine yapılan açıklama ve önerlere sorular sorarak cevap vermektedir. Örnek olarak; iktisat krizinin Dünya’da hâkim olan kriz ile ilişkilendirilemeyeceği görüşüne zamanların çakışmasının gerekçesini sorma acemiliğinde bulunması söylenebilir(sf. 186). Bu tavırla aslında olayları yakından takip ederken iyi sorgulamadığı ve kafasına takılanların cevaplarını bulmak için yazılar yazdığı düşüncesi ortaya atılabilir.

Eldeki bütün bilgilerle zamanın özellikleri bilimsel anlamda güvenilir şekilde tanımlanamayacağı söylenebilse de; toplum yapısı ve toplumda hâkim olan düşüncelerle buhranın etkileri üzerine çeşitli tanımlamalar yapılabilir. İç ve dış bağlantılı olması konusunda gerekçeler ve ilişkileri desteklenebilir ve dönemdeki iktisadi yapı hakkında bilgiler ile bağlantı kurulabilir. Dünya krizinin Türkiye deki kriz ile ilişkileri ve ayrı düştüğü noktalar belirlenebilir ve daha gerçekçi yorumlarda ve tanımlamalarda bulunulabilir.

Bununla birlikte günümüze var olan yapı ile Büyük Buhran zamanı’nın karşılaştırılması yapıldığında büyük farklılıklar görülebilmektedir. Toplumsal çıkarı düşünen ve akademik iktisat çalışmalarına çevre ve temel(piramit) oluşturacak kalitede yaygın iktisat örneklerinin bulunduğu bir ortam büyük buhran zamanında hâkim şekilde bulunmaktadır. Bugün ise akademik iktisat adı altında topluma örnek olmak bir yana, hiçbir akademik niteliği taşımayan, sermaye topluluklarına hizmet eden fikir adamları yönetimindedir. Hiçbir ulusal kaygı taşımayan, Osmanlı devletindeki gibi toplumdan uzaklaşmış ve toplumun ihtiyaç ve işaretlerini önemsemeyen bir para yönetimi tabakası meydana gelmiştir. Uygun model olarak anlatılabilecek piramit modelinde hiçbir yeri olmayan, bu piramit üzerinde asılı bir yük gibi davranan kişiler iktisat meydanlarında boy göstermiştir. Toplumu yanlış yönlendiren, iktisat meselelerini para kazanmak ya da kaybetmeye indiren, devletsel işlevleri hiçe sayan ucuz mantık hâkim hale gelmiştir.

Sonuç olarak makalede büyük buhran dönemi ve bugün ki yansımaları üzerine fikirler belirtilmiş önerler yapılmıştır. Makale yazarı tarafından büyük buhran zamanında, anlatım tavrı ile ilişkili olarak yakınlık görülemese de bugün ki para yönetimi konusunda büyük benzerlikler görülmektedir. Büyük buhran zamanında anlatımlarda tüccar Fevzi Bey’in yaklaşımları daha iyimser şekilde anlatılmıştır. Ancak sorgulandığında Muhittin Bey’in tavrının daha halk’tan yana ve devlet politikalarıyla uyuşur şekilde olduğu görülmektedir. Bugün ki iktisat ortamı değerlendirmeleri göz önüne alındığında; aksi belirtilemeyecek doğrulukta çok sesliliğin bastırıldığı, sığ ve tat vermeyen bir yapı olduğu düşüncesi göz önüne serilmiştir(sf. 190–191).

SDSPOR Hakkında...

{[TASLAKTIR! daha düzenli hale getirilecektir!.]}
Kim bunlar? Neden haber olsunlar ki diyenlere açıklama da burada tabii ki :). İlk olarak 'sdspor' nedir? sorusuna cevap vererek başlayayım...
SDSPOR; dernekler yasasının gerektirdiği üzere, 7 kişinin bir araya gelerek, işlerinin güçlerinin ve tabii ki eğlencelerinin yanında biraz daha uğraşarak ortaya çıkartığı bir spor kulübü'dür. Sıradışı olmayı hedefleyen, bütün sıradanlaşan ve 'profesyonellik' adı altında profesyonelliğin tüm nimetlerinden yararlanırken bunlardan dolayı toplumsal sorumluluğunu unutanlara inat 'sosyal' bir spor kulübüdür. İşte bu yüzden bizce 'sıradışı''dır. Belki dünya genelinde ya da batılı medeniyetlerde pek sıradışı sayılmasa da ülkemiz standartlarında pek de alışılmış olmayan spor dallarıyla ilgilendiği için sıradışı'dır.
Öncelikleri arasında
  • Spor ahlakı ve spor görgüsünün yerleşmesi ve bu sayede daha sağlıklı topluma ulaşmak,
  • İlgili spor alanlarında gerekli bilginin ve eğitimin ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması ve bunlar için gerekli olan ürünleri sağlamak,
  • İlgili spor alanlarında gerekli bilgi ve eğitim için ihtiyaç duyulan etkinlikleri gerçekleştirmek,
  • Toplumsal sorumluluk bilincinin sporcularda oluşturulması ve sporcularla toplumsal görevlerde bulunmak,
  • Mümkün olan en kısa sürede antrenman ve altyapı için gerekli olan tesisleşmeyi gerçekleştirmek,
  • Mümkün olan en kısa sürede uluslararası düzeyde rekabet edebilen çok sayıda bay-bayan sporcular yetiştirmek,
  • Sportif etkinliklerin önemli bir tanıtım aracı olarak Kültür ve Turizm ile olan ilişkisini geliştirmek,
  • Alanında uzman, çalışkan ve özverili yönetici, antrenör ve hakemler yetiştirilmesinde ilgili kurumlarda iletişimde olmak,
  • Sporun getirdiği mücadelecilik ve birlikte iş yapma yeteneği ile gençlerin gelişiminde iyi yönde etkili olmak,
  • Spor alanında eğitim almış uzmanları ve yetkilileri sporcularla buluşturmak, kaynaştırmak ve gerekli etkinlikleri ve çalışmaları yapmak,
  • Mevcut işleyişteki sorunların iyi niyetle bulunması ve çözülmesi için geniş katılımlı teknik toplantılar düzenlemek,
  • Spor hukuku, spor maliyesi ve spor organizasyonu konusunda çalışmalar ve kaynaklar oluşturulmak,
  • Sportif etkinliklerin gelişmesi için gerek duyulan basın, sponsor ve taraftar desteğinin oluşması ve artmasını sağlamak,
  • Sportif etkinliklerin tanıtımı ve toplumun bilgilendirilmesinde etkin görev almak,
  • Sporun gelişimde etkili olacak girişim, etkinlik ve çalışmaların desteklenmesini kısa sürede sonuçlanmasını sağlamak,
  • İnsanımızın yeterince haberdar olmadığı spor etkinliklerinde geri kalınan örgütlenme olgusuna katkıda bulunmak vardır.

Bu bilgiler ışığında 2007 sezonunda Sualtı Ragbisi ve Dağ Bisikleti Takımlarının kurulması ve tüm müsabakalara eksiksiz katılması ve başarılı olması hedefleriyle çalışmalarına başlamıştır. Yakın gelecek te bu tür etkinliklerin artarak devam etmesi hedeflenmektedir.

Bütün bunları en kısa sürede başarabilmemiz için bizim de bazı şeylere ihtiyaç duyduğumuz tartışılmazdır. Bunlar bahsedilen etkinlik ve çalışmalarda rol alacak gönüllüler ve üyelerdir. Bunların bahsettiğimiz 'Sıradışı' olgusuna uygun şekilde katılımcı, üretken, birlikte üretmekten keyif alan ve iş bitirici nitelikte olmaları paha biçilemez niteliktedir.

SDS adına...

Yayın Başlığı: Herkese Duyurun :P

Başlık yazıyla çok alakalı değil, Blogger'ın Başlık açıklama yazısıyla biraz laf ebeliği... Gelelim konuya; Bir video ve düşündürdükler...