Perşembe, Kasım 30, 2006

Buz çözücü...

Bu aralar postalar vb. ile gelecekle ilgili deneyimli tanıdıklarımın tavsiyelerine başvuruyorum. Biri de Erşan! Paşamın üzerinde düşündüğüm konularda deneyimi yüksek!... Yazdıklarıma geniş çaplı bir açıklama-cevap yazmış. Benim aklımın hep bir kenarında olup kolayca dışarı vuramadığım bir durumu da tahmin etmiş... Aynen şöyle;
...
Son olarak, bir kiz ... bu durumda asistanlik sana zorluk yaratir. O yuzden ... ya da ... sirketini dusunmende fayda var. Arastir bakalim; her donem 1 yada 2 ders alma sansin varmi okulda. Bir ders alirsan kesiin gecersin. Master 1 degil 3 yil surer ama biter.
...

Rastlantılar bu ya içi temiz olan paşa bunu da görmüş :). Her nekadar deneyiminin yüksek olması ile de alakası olsa, içine doğmuş. Soramadığım, alakasız türde gözükebilecek konulara da cevap vermiş...
Seviyorum bu dikkatimi! ayrıntılara takılıyorum ama dertlerin yanında çok değerli anlık* neşeler de veriyor... *Sürekli de olur umarım!

Tunç
{[acı mı? Hayko vermiş cevabını: Ben Gideyim'de!]}

Buzdolabı...

Uzun zamandır ilk defa yalnızca beni ilgilendirmeyen bir konuda bencilce davrandığımı düşünüyorum. Sadece kendi açımdan olmasını istediğim gibi yorumladım olayları, ama bugün bir sahnede uyandım durumuma... Etkiler ve kararlarda sözü olacak tek kişi ben değildim.


Bencillik zaten rahatsız olduğum(, olunması gereken) bir durum. Çoğu zaman yalnızca beni ilgilendiren konularda bile salak gibi bencilce davranmamaya çalışırdım. Ancak bu sefer sadece beni ilgilendirmeyen, sadece bana bağlı olmayan konu ve konularda 'eğlenerek' bencilce düşündüm. İnanılmaz derecede hoşuma gitse de insan bencilliği sevmediği için bu uykudan çok kolay uyanabiliyor. 3 haftadır yavaş yavaş yükseldiğim bencillik merdiveninde bugün ayağımı kaydıran bir fotograf gördüm. Ya yanılıyorsam diye...


Evet belki rahatsız olduğum bencillikten kurtuldum ama hiç mutlu değilim. Belki içinde bulunduğum stresten çok alıngan davranıyorum. Herşeyi korkularım etkisiyle yorumluyorum. Bu durumdan ben de hiç mutlu değilim. Bu yüzden bir düzene oturtmam gerekiyor. Farklı konuların streslerini birbirleriyle ilişkilendirmemem ve hiç kimseye ve hiçbir şeye haksızlık etmemem gerekiyor.


Burada alınganlık, darılganlık, endişe vb.den hiç bahsetmiyorum bile... Diyorum ya; aklımı başıma almam lazım. Bir süre buzdolabı gibi olabilirim ama şu anda bile bu tribi aşmaya başladığımın farkındayım, uzun sürmez.


Tunç

{Trum Tiki Tak; Makinalaşmak mı istiyorum '?'}

Pazar, Kasım 26, 2006

Hayko Cepkin Şarkısı...

Ne yazık ki bir Yolda 4 olamadı bu... Çünkü bugün eve tıkıldım kaldım. Bilgisayar başında yapmam gereken şeyleri yapmaya çalıştım... Yaklaşık 3-5 gündür müzik dinleyerek içimdekileri bastırmaya, kabaran yüreemi dindirmeye çalışıyordum. Derken mesajlar, haberler vb yavaş yavaş rast gelmeye başladı... Gittikçe öğlen yazdığım yazının işlerin yoluna girmesiyle alakalı olduğuna inancım artıyor :).

3 gündür görmediği, vurgunu olduğu, uğruna yana yana yollara düştüğü cımbızından(çok komik bir tanımlama olmuş. Tıpkı benim cesaret edemediğimde kaçamaktan uydurduğum kelimelere benziyor. Bakınız: Tırtıl) bahsediyor. Kim mi? Görmüyorsun şarkısıyla Hayko Cepkin. Durmadan duraksamadan suçlu muyum? diye soruyor. Viran hallerde, kederde olduğunu sebebinin ise oratada olduğunu söylüyor...

Şarkı sözleri şu adresten bulunabilir... Uzuun süredir dinlemiyordum türkçe şarkıları ama gittikçe kapılmaya başladım...

Bundan sonra uzuun bir süre yabancıları görmeye tahammül bile edemeyecek gibiyim.

Tunç
{bilmeyenler utansın! :) }

Üşenenin... :) [küfür yok korkma be!]

Bu hafta içi çok içtiğim için kimlerle muhabbet ettiğimi, neler yaptığımı hatırlasam da; ne konuştuğumu, nerede konuştuğumu tüm ayrıntısıyla hatırlamıyorum... Ancak şu andaki halimi özetleyecek bir sözü(aslında deyimmiş) az önce TV izlerken hatırladım...

Üşenenin oğlu, kızı olmazmış...(anonim)

Deyimin anlatmak istediği, birşeyi elde etmek istiyorsan; tembel tembel olturmamalı, bunun için çaba göstermeli, uğraşmalı didinmeliymişsin... Bu aralar üzerimde hakim olan üşenme duygusu için duymam gerken söz buydu herhalde... Bitirme ile ilgili hevesim kırılıyor üşeniyorum. Gelecekte yapmak istediklerimle ilgili harekete geçmede üşeniyorum. En önemlisi gelecekte olmak istediğim yer ve kişilerle ile ilgili düşünüyor, düşünüyor ama en sonunda üşengeçliğime mağlup oluyordum... Ve ...

Yukarıda bahsi geçenlerle ilgili teker-teker harekete geçmeye başladım. Yavaş yavaş ilgili olan kişilere kendi düşündüklerimi açmaya başladım ve onların eğilimlerini gözlemleyip sonuca yönelmeye karar verdim. Bitirme ile ilgili; ''inadına yapacağım, ne kadar uğraştırsa da üstesinden geleceğim'' andını içmiş bulunuyorum. Gelecekte ise, bitirmede and içmemle aynı nedenle piyasa bilen, iş bilen bir akademisyen ya da ona benzer birşey olmak... Okulda gördüğüm bir sürü işini az bilen arasından(istisnalar alınmasın lütfen!) sıyrılmamın zor olacağını düşünmeme bile gerek olmadığını biliyorum.

Daha önemlisi ise bu tür işleri yaparken sürekli yanınızda olmasını isteyebileceğiniz kişilerle ilgili... Çalışma alanları, planları, hedeflerinden bağımsız olarak; kişilikleri ve kendilerine has olan özellikleri bakımından her zaman ihtiyaç duyacağım türde arkadaşlarımla birer-birer konuşuyorum. Sanırım en büyük yanlışı en önemliyi sona saklıyarak yapıyorum ama bu heyecan'da başka güzel geliyor insana...[çok fazla üzatmamak kaydıyla...]

Kendi bildiğini tartışmasız doğru kabul edenlere inatla bu kararlara erdiğimden; bugün bunu not ediyorum. Yarın birgün aynı hataya düşersem enazından okuyan birisi; ''uyarsın beni!'' ve ''yanlışımdan döndürsün!'' diye...

Tunç
{Şu anda Hayko Cepkin-Fırtınam dinliyorum; Sen estikçe ben titrerim!}

Perşembe, Kasım 23, 2006

Tarihe not olsun!

Hep kızardım; ''ne kadar tembel milletiz, daha doğru dürüst konuşmaya dermanımız yok!'' diye... Doğru cümle kurmaya özenmeyenlere, ağzında 1-2 kelimeyi geveleyip birşey anlattığını sananlara uyuz olurdum. Kendimi çok ala bir konuşmacı saymıyorum elbette... Benim de yanlışlarımın olduğunun bilincindeyim ve düzeltmeye çabalıyorum.


Ancak bugün ki ''gevşekler ve geveleyenler'' sonucunda umutsuzsanız, umut ''sussanız*'' diyebiliyorum. Hayal gücümün gelişmesinde çevremdeki bu tip insanların etkisi olduğunu düşünüyorum. Onlarda gerekli bize; hayatımıza renk katsınlar diye...

Güneşin doğuşunu gördüğüm şu saatlerde, bugünün güzel olacağını düşünüyorum.
Tunç

Ağğh! Bulanmışım... Bunalmışım...Yolda 3...

Bir ''yolda'' yazısı daha :) Yolda 10'da görüşmek üzere :D...

Yolda 2 için TIKLA!

Bugün eski bir arkadaşımla karşılaştık. Turgut, Arda, Çiğdem ve ben uzun süredir görüp dertleşemediğimiz Burak ile oturup sohbet ettik. 3-4 gündür, çeşitli* nedenlerden dolayı, yalancı uykular dışında uyumadığım için çok uzun sohbet edemesek te, yanlış anlaşılmamak için kendimi mümkün olduğunca susturmaya çalışsam da, kayda değer düşünceler üretmeme yol açan bir görüşme oldu. Taksim'de hafta içinin sakinliğinden faydalanarak bulduğumuz sakin bir ortamda benzer dertlerimizi dile getirdik, ortak şekilde ancak koro olmayarak; 'öff' ledik 'puff' ladık 'ağğh' ladık.


Okuldan atılmamdan öncesi ve tabi ki sonrasına dayanan bir hikayesi olan arkadaşımı,Burak, burada şu anda afişe etmesem de, Turgut'un reyting çeken bir yazısı olursa bu işe de girişeceğimi tahmin ediyorum. :) Merak edenlere Turgut'un yazıları: burada...


İşin yoldaki kısmına gelirsek, günlerin yorgunluğu, stres, ve 1.30lt biranın etkisiyle sürekli 'ağğh' lıyordum. Aslında daha ilk yudumda bulanıp, bunalma belirtileri görülsede kendime dur demedim. İçimden birşey sürekli 'ağ' biriktirip boğazıma doğru yolluyordu. Bunları yutmak için birşeyler yeyip içmek gerekliydi diye düşünüyordum ama başarılı olamadım. 'Ağğh' lamamak olasılık sınırları içerisinde değildi! [Ağlamak, aslında aynı şeyden bahsediyorum. Ancak, pop şarkılarımızdaki gibi sadece ''gözün kenarındaki 2 damla'' gelmemeli insanın aklına! ]


Yolda beynimi tırmalayan şarkının sahibi ve özelliklerini çok anlatmam gerektiğini sanmıyorum. Bu günkü sanatçımız; Özlem Tekin ve şarkısı Değmez. Her ne kadar başlangıçta doğru bir öğüt olan ''herşeyden alınmayalım'', ''içip-içip sapıtmayalım'', ''ağlamanın, kızmanın alemi yok!'' gibi toplum yararlısı öğütler olsa da bu dediklerine yol açacak şekilde öğütleri hemen ardında görebiliyorsunuz. ''Yalnız kalmanın alemi yok'' gibi sözler bunlardan sayılabilir. Daha sonra ise bütün bunların apayrı bir noktasına kaçtığı, yani soruna gidip, bir düşünce dile getiriyor(Nekadar söz yazarının ''Buraya 'cool' bir laf ekleyelim'' gibi bir kaygıyla kattığını düşünsem de; üstteki eleştirimde samimiyim, sonuçta benim yorumum.). Bunun ne olduğunu anlamak için ise şarkıyı dinlemek gerekiyor, burada yazmayacağım:). Ancak sorana söyleyebilirim.


İşte tüm bu gelişmelerden sonra bende film yine koptu... Allta olanlar başıma[aklıma :)] geldi...




Söylediğin her sözde çığlara gömülmek, her hareketin, her tepkinde ölecek gibi olmak, ama yine de devam etmek, devam etmeye çalışmak, gücün yettiğince direnmek... Hiç kolay değilmiş... Kendimi kandırıyorum, heran ççççç(nedir bu?) isteyip yine de bu duyguya karşı direnmeye çalışmak, korkuya yılgınlığa direnmek, düşünceli davranmanın erdem olduğu öğretilen şu dünyada, her düşünceli davranışın kendine karşı düşüncesizlik olduğunu bilmek, buna rağmen böyle yaşamak çok zor. Bundan sonra birazda olsa bencilleşmeye başlamam gerek sanırım. (Görüşme sırasında aklımda kalan, ancak aynı zamanda gün içinde karşılaştığım ''örtülü eleştiriler'' sonucunda günün getirdiği bir karar...)

İnsanın kendi kendisinin yıktığı duvarlarına, yine kendi kendisinin mantıksız davranmamak için yeni duvarlar örmesi ne kadar zor biliyor musunuz? Bilmem anlatabiliyor muyum ama; değişiyorum, başkalaşıyorum heranımda...
[böe]Hayat bütün bunlara rağmen direnenleri hep bir zoru, bir üstü ile sınıyormuş. Bunlara direnmek mesele değil de, ya bir dayanma sınırı varsa? ''Ben bu sınıra kadar dayanabilir miyim?'' diye korkmadan edemiyorum. Bununla beraber, ''ben bu sınırı nasıl aşarım?'' sorusunun cevabınıda düşünüyorum. Kendime bu konuda bir tekerleme ürettim. Heran ççççç isteyip yine de bu duyguya karşı direnmeye çalışmak nedir? biliyor muyum diye... Artık ''uğurlusu olsun'' demekten, oluruna bıramaktan başka sağlıklı çözüm bulamıyorum.


Bu kadar mı? denebilecek kadar az geldi bana... Aslında gün içinde kulak misafiri olduğum bir sürü ''çalışılmış rastlantı'' duyduğum ve aklımı kemirdiği halde buraya not etmediğim aşikardır. Ancak otobüs parçalarında yine ilginçlikler oldu... Hem de bunların gerçekten olduğunu biliyorum, emin olamadığım, gerçek üstü, hayal olan bir kısmı olduğunu sanmıyorum.


Önce 129T adlı araca bindim ve bir süre sonra araba boşaldıkça oturma fırsatı yakaladım. Günlerin yorunluğuyla araçta uyumuşum. Son durakta bir yolcunun ''takılma abi burada'' diye sırıtan ve gevşek bir uyarısıyla uyandırılırken bir diğer yolcu grubunun devam eden ''... ayrıntısıyla konuşmalıyız abi'' diye süregelen repliğine şahit oldum. Bunlardan, ilk başta uykudan ayılırken, uyuklarken aklımdakilerle uyumlu olarak ''ayrıntılara takılma'' gibi bir mesajla dürtüldüğümü sansamda iyi bir veri işlem ile hemen bostancı durağında olayı çözmüştüm.


Daha sonra bostancı otobüs durağında notlarımı alırken bomboş 16A'yı kaçırdım... Elbette gün boyu kullandığım ve üretimi devam eden 'ağğh' larımın etkisiyle bir haykırmışım ki duraktakilerin haksız olmayan; ayıplayan ve küçümseyen bakışlarını üzerimde gördüm. Tekrardan ''başladı yine, yazayım şu olayları'' derken(bir süre sonra unutuyor insan herkes yazarak düşünmeli!) durağın camına yasladığım kağıdım ve kalemimin oyunu sırasında duraktakilerden biri ''abi 21A geldi, işine yaramaz mı bu da'' deyip beni kaçırdığım bir fırsatı kovalamaya sevk etti...


Daha sonra yorgunluk ve otobüsün klimasızlığı* vb. sonucu sıcak olması etkisiyle yine uyumuşum. Bu sefer maltepe civarında söför amcanın garaja gideceğim gibi garip bir bahanesi ile ben uyurken kaçırdığım fırsatı yakalamamız(dürüst olmak gerekirse; fırsatı neredeyse fark edemiyormuşum :) ) ve sonucunda sonradan benimle aynı durakta inecek olan birisinin uyuyan bana ''haydi bir ileriye geçiyoruz'' deyip 16A'ya kadar eşlik etmesiyle şansımı ve[böe]'de eksik olanı bulmuştum.


Bunları yazdığım anda kendimi oldukça rahatlamış hissediyorum. Burak'ın yaşamış olduğu birsürü hayal kırıklığına rağmen yine gaz vermesini çözmüş değilim. Savunma bekliyorum.

Tunç
Not: 3 Hürel ve Ogün Sanlısoy albümlerini bul... :)

Salı, Kasım 21, 2006

22:37 Aklım karışık sanıyordum...

Açıklanacak birşey yok... Doğruca ekliyorum...



...
Tunç - Kahve Molası (22:01):neden rahatsız oldun abi onu söylesene
B1 (22:01):söyliyimde yaz onuda dimi bloga
Tunç - Kahve Molası (22:03):ne diyorsun be? uff...
B1 (22:04):aklın kimde diyorum
Tunç - Kahve Molası (22:06):bugün gösterdim ya sana aklımı sen almadın mı o arada...
B1 (22:06):ben almadım bende değil
B1 (22:07):nerde lan aklın?
B1 (22:07):düşürdün mü yoksa?
Tunç - Kahve Molası (22:12):puuu bilmem ki :)
Tunç - Kahve Molası (22:12):herhalde aldı birisi aklımı başımdan : )
Tunç - Kahve Molası (22:13):dur bunu ekliyim bloga çok güzel oldu be!
B1 (22:14):her boku ekle
Tunç - Kahve Molası (22:14):eyv. her bok ne? nasıl ekleniyor :D
B1 (22:15): ...(tüm hakları ben de saklı olan bir yorum :D )
...




İşte budur... Bu da tarihe bir not oluversin. Başlıkta dediğim gibi, aklım karışık sanıyordum ama tespite göre aklım başımda değilmiş :).

Tunç
{çıkmadı}

Yayın Başlığı: Herkese Duyurun :P

Başlık yazıyla çok alakalı değil, Blogger'ın Başlık açıklama yazısıyla biraz laf ebeliği... Gelelim konuya; Bir video ve düşündürdükler...